Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona hitaben, “Yoksa sen” dedi, “Seni topraktan, sonra nutfeden (sperm) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah’a da mı inanmıyorsun?” Kehf suresi Oysaki Yel Musa hem gavurun babası hemde müminin atası idi Mardin savurda yıllarca zabitlik yapar soyu seyyidlere dayanır Kuraan okur hatim günlerinde sadakalar dağıtır çocukları ağlatmaz güldürürdü gavur poyrazda tek gözünü kaybetsede define aramaktan zulüm yapmaktan çekinmez tarlaları istimlak eder kazı çalışması yapar ve o taş ev tek oda sahibi insanları dışarı atardı Evladımı kaybetmiş olsamda hiç ağlamıyorum çünkü bir insanı zorla evinden atarsanız zulüm gelir kapıyı çalar ve bir köy kahvesinde evine göz koyduğu birisi tarafından tam alnından vuruldu Diğer oğlumda amansız bir verem hastalığına yakalandı oğlumu vurana analık hakkımı helal ettim derken sabiha kadın kırdığı ağaçları sobaya göz yaşlarını ise içine atıyordu bu koca kadının saçları hep hüzünden aklaşmıştı Hükümet konağına gidip teslim olan deli ilyas şunları diyecekti sizler böbürlenme ve kibir ile üzüm bağlarına girer ağaçları incitirsiz peki birisi karşınıza geçip hesap sorduğunda onu niye eşkıya ilan edersiniz kıyametin kopmayacağını mı sanıyorsunuz vali bey hükümet ey zalim kaymakam insanlara hırsız der kolayca elini keserseniz peki zalimin elini hiç kesilmezmi zannedersiniz sizi ahmaklar
Din
deli gibi uykum var Nermin gözlerimi yumsam mayınlar patlayacak çobanlarımda kuzular geceye kırık bir kaval gibi dizilecekler elimden hiçbir şey gelmiyor inan dünyasız kaldıkça böyle aklıma seni düşürüyorum karnıma bir tank giriyor gibi seni düşünüyorum alnımda harp kaşlarıma basa basa yürürken çehreme çalınmış hilal kalbimden küllerle fışkıracak neredeyse dönüp baksan ölümün elimden olacak bir terazi bozacak eski bir teraziyi morga mor çalacak pıhtılaşan kan terlemeyen bir at patlayacak koşarken dönüp baksan Şeddad’ı indirecek kıyamet! tül rüzgarla değil artık güneş bile battı savrulan balyoz içinden geçiyor buharın tutan el yarıyor suyu kan zerk aleminde seninle dolanırken kuyumu kıyıldı nikah ölsem de durur nişanı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
‘Divanyolu’ ve ‘divan edebiyatımız’ milliyetimizin köklerini kendisinde barındıran temel unsurlardır. İlk çağlarda ‘mese’ yolu ismiyle alınan; İstanbul’un, zaman zamansa cihanın akıbetine yön veren bir arter konumundaydı Divanyolu. Adlandırılması her ne kadar yirminci yüzyılda yapılmış olsa da ‘Divan Edebiyatımız’ da Divanyolu’nun devamı mesabesinde, Fizan’dan, acem diyarından ibaret kalmayıp İstanbul’un dışında Mese’nin, Kağıthâne’nin, Çamlıca âlemlerinin, mehtap sefalarının rüzgarını estirmiştir. Divanyolu, bugünkü haline gelmek için türlü türlü yıkımdan geçmiştir. Sadece Menderes döneminde değil; önceki devirlerde de yapılacak başka bir konak, bina için insanların istimlak ettiği mekanlar değiştirilmiş, boğazın esintisinin arterden içeri doğru alınması için çaba sarf edilmiştir. Nasıl ki Üsküdar'da dahi, sakinleri Mihrimah Sultan Camii'nin etrafına keyfilerince evler inşa edemiyorlarsa, aynı vecih üzerine Divanyolu'nda da belirlenen istikamette binalar yıkılıyor, yerlerine doğanın âdeta kendinden bir parçasıymış hissi veren abideler konduruluyordu. Öyle ki Koca Sinan'ın topraktan bitmiş izlenimi veren şaheserleri; Şehzade Camii, Atik Valide Camii gibi Ayasofya'yı ayakta tutmak için eklediklerini de günümüzde camiden ayrı değil, yekün olarak görürüz. Elbette ki bu yıkımların maksadı, nihai sonucu daha geniş bir otoyol değildi. Üstelik yıkımların etkilediği kişilerde devlet erkanının büyüklerinden, Divan'daki kimselerdi. Sultanahmet Camii için yapılan yıkımları düşününce, zannediyorum ki şu zamanda kimse 'deprem toplanma alanı olabilirdi, otopark olsaydı, insanlara sosyal bir yaşam alanı sunsalardı' demez. Ecdadımızın, mimarlarımızın, hülasa insanlarımızın yapıtlarında, yaptıklarında bir yabancılık, aykırılık gözlenmezdi. Topraktan geldiğinin bilincine öylesine
Deli gibi uykum var Nermin gözlerimi tankerler boşaltıyor gözlerini gözlerimden al beraber bir şeylere bakalım elimden hiçbir şey gelmiyor inan elimi çabuk tutman lazım ben ki böbreklerimle hayata bağışlanmışım anlamak istemediğim bir şey var gülüşünde istimlak edilmiş gövden ne kadar da kanlı duruyor sermayenin dişinde böyle ru be ru böyle eli belinde müteyakkız sittin sene geçse anlaşamayız beraber bir şeylere bakalım Nermin bakmayalım hiç birbirimize. Alper Gencer
Şiir
Ayten hanımın hikâyesi Kabartmalı Yüksek tavanları oymalı pencereleri dut ağacından kapıları yüksek duvarlı konaklar kökleri derinlere giden aileler Hz Muhammede dayanan seçereler bu Mardinin bir minyatürü Atlas sayı 135 Haziran 2004 Ayten hanım mardinin sultan hanımıydı dedi hikayeyi anlatan traktörcü ilyas onun hikayesini anlat ki duysunlar dedi gazeteci genç ajans melek yüzgüzele Melek hanım bu hikayeyi bir misal olarak insanlara anlatınki bir kadının isterse neler başarabileceğini duysunlar peki ilyas amca hikâyemize nereden başlamak istersin diye sordu melek yüzgüzel İlyas amca 60 larına gelmiş mardinin sayılı insanlarında içi temiz torun tonbalak sahibi ak saçlı bir insandı ve şöyle diyordu ayten hanım için o ne taş konaklarda doğdu ne de saraylarda Fakat şu ibretlik dediğimiz toprakta sultanlara yaraşır bir hayat sürdü bak dedi melek kızım bu hikaye istenince sen toprağa sadık yar olunca sana nasıl bereketlerini ikram ettiğinin hikayesidir Küçük recep traktörcü ilyasın torunuydu buyurun kendi mahsulümüz dut suyu Mardin dutlukları üzüm bahçeleri ile ünlü idi süryaniler burada üzümden şarap yapardı süryani şarabıda meşhurdu Ayten hanım öyle yüksek tavanlı köşklerde yaşamasada küçük bir üzüm bağı vardı kendi konağını amelleri ile inşa etti üzüm bağı çoraktı küçük bir fidan ekti bir de küçük bir sıpası vardı beraber büyüdüler Mardinde güzel isim bıraktılar Kabirdeki misk kokusu Bağların ikisi de yemişlerini verip hiçbir ürünü eksik bırakmamışlardı. İki bağın arasından bir de ırmak akıtmıştık. Kehf suresi Melek kız o mardinde geçirdiği bir haftalık gezisini şöyle anlatır Sabiha hanım traktörcü ilyas amcanın eşiydi ilk önce beni ayten hanımın kabrine götürdüler kabirden sanki bir misk kokusu geliyordu Ayten hanım öğretmenlik yapmış bir tepenin eteğine kurulu
Edebiyat
asla iyi ya da kötü olmak istemedim sadece uçta yaşıyordum cennet ve cehennemin arasında ve bundan bıktım Lana Del Rey