Puan vermedi·322 syf.··
2026 50. kitabı
Ulu Hakan, Gök Sultan,kimine göre kızıl sultan(şiddetle karşı çıktığım itham) Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilişi sonrası vaziyetinin usta kalem Livaneli'nin kendine has akıcı üslubu ile okuyucu ile buluşması. Hem devrik sultanın korkuları, siyasibakış açısı hem de devrin durumu hakkında bilgi sahibi olunması için okunması gereken eserlerden. Şiddetle olmasa da tavsiye ederim.
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkilâp Kitabevi · 202415,6bin okunma
8/10
·398 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 22:41
Boethius (475-526), Romalı bir filozof, devlet adamı ve de matematikçidir. Kendisi, Roma'nın en köklü ailelerinden birine mensuptur; küçük yaşta yetim kalınca, devrin mühim aristokratı Symmachus tarafından evlat edinilmiş ve iyi bir eğitim alması sağlanmıştır. Boethius, devletin yüksek kademelerinde vazife yaptığı sırada, siyasî rakiplerinin iftiraları neticesinde vatan hainliği ve büyücülükle itham edilmiş ve muhakeme dahi edilmeden zindana atılmıştır. Yaklaşık iki sene zindanda tutulan Boethius, 526 senesinde işkence görerek -alnına geçirilen bir sicim gözleri yuvasından fırlayana kadar gerilmiş ve o haldeyken kalın bir sopayla ölünceye kadar dövülerek- idam edilmiştir. Felsefenin Tesellisi (Philosophiae Consolatio), işte bu hapis günlerinde kaleme alınmış bir eserdir. Yani Boethius, bu eseri idamını beklerken yazmıştır. O sebeple eserin duygu yüklü bir samimiyet içerisinde yazılmış olduğunu söyleyebiliriz. Metin beş bölümden meydana geliyor. Kendisi hücresindeyken "felsefeyi" temsil eden bir bilge kadın yanına gelir ve aralarında diyaloglar başlar. Bu diyalogların ana mevzusu hayat, inanç ve Tanrı'dır. Metin boyunca inanç ve akıl bir uyum içerisindedir. Dünyevi zenginliklerin, makamın ve şöhretin geçiciliği, kaderin rolü ve asıl mutluluğa ancak fazilet ve Tanrı'ya yönelmekle erişilebileceği işlenir. Eserin içerisinde hikmetler içeren bir çok tespit yer alıyor. Bu sebeple mühim bir metin olduğunu söyleyebilirim. Okumuş olduğum Kabalcı Yayınevi metnin orijinalini de baskıya dahil etmiş, o sebeple 398 sahifelik kitabın Türkçe tercüme kısmı 200 sayfa kadar yer tutuyor. Tercümeyi ise maalesef pek beğenmedim. Mütercim çok fazla sel-sal ilaveli kelimeler ve "tümel, tikel" gibi tuhaf kelimeler kullanmış. Bu da bence metnin seviyesini zedelemiş. Düşünce eserleri okumayı
Felsefenin TesellisiBoethius · Kabalcı Yayınları · 2014791 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kimlik Kıskacındaki Devletin Somut Reçetesi: Üç Tarz-ı Siyaset
Puan vermedi·75 syf.··
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:42
Yusuf Akçura’nın 1904 yılında Kazan’da (Rusya) kaleme aldığı 'Üç Tarz-ı Siyaset' makalesinin ve ona muasır gelen eleştirilerin yer aldığı bu kitabı incelemeye geçmeden evvel, eserin telif edildiği döneme dair ufak hatırlatmalar yapmak gerekir. Osmanlı’nın Balkanlar’da isyanlarla kaynadığı, iktisadi iflasın eşiğine gelip varidatını Düyun-u Umumiye’ye kaptırdığı bu süreçte, alternatif siyaset üretmek çok sıkı bir sansür rejimiyle engelleniyordu. Bu istibdat ortamında muhalif Jön Türkler, hukuken Osmanlı’ya tabi olsa da fiilen İngiliz idaresinde olan Kahire’ye sığındılar. Sansür zincirinin kırıldığı ve radikal fikirlerin serbestçe tartışılabildiği Türk Gazetesi’nde neşredilen bu makale, kendisi de bir sürgün olan Akçura’nın Osmanlı’ya dışarıdan bakarak yaptığı rasyonel ve duygusallıktan uzak tahlilin en somut örneğidir. Dolayısıyla bu derleme, yalnızca maziye gömülen imparatorluğun çöküşüne dair bir reçete sunmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüz Türk siyasi düşüncesinin de temel taşlarını döşüyor. Akçura, bahsettiğimiz bu üç siyasi akımı faydalı ve uygulanabilirlik açısından inceliyor ve bir siyaset bilimci gibi, “Ben size hayal satmayacağım. ‘Bu fikir tüm insanlığı kurtaracak’ gibi boş ve süslü safsatalarla analiz yapmayacağım,” diyor. Bu doğrultuda sırasıyla her bir fikre, “Hangisi Osmanlı toplumuna daha çok kuvvet kazandırır ve onun bu acımasız dünyada hayatta kalmasını sağlar?” şeklinde yaklaşır. Akçura’ya göre Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi; bütün Müslümanların ve Türklerin menfaatine ters değildir. Fakat sadece İslamcılık siyaseti izlemek, Osmanlı Devleti’nin ve Türklerin çıkarlarına tamamen muvafık düşmez. Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslim tebaayı göz önünde bulundurursak, bu fikrinde pek de yanlış sayılmaz. Türkçülük menfaatine gelince; bu fikir de ne
Üç Tarz-ı siyasetYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 1907154 okunma
Puan vermedi
*Metin spoiler içerir. Metin hakkında ne diyebilirim? Bir eleştiri metni olduğunu söylemek mümkün. Neyi eleştiriyor peki? Toplumu eleştiriyor. Bunu muazzam bir şekilde yapıyor. Bazı kurgularda mesajı alırsınız ama eleştiri çok saydamdır, belli olmaz. Bir bardak süt gibi. Süt oldukça barizdir, onu görürsünüz; içini doldurduğu bardaksa daha müphemdir, sınırlarını fark eder, onun şeklini kaba taslak algılarsınız ama içinde taşıdığı süt ya da üstünde durduğu masa gibi değildir. İşte metin tam da bu bardağın saydamlığına benzer bir eleştiri yapıyor, metnin sonlarında bu oldukça açık hâle geliyor, hatta eleştiri sanki sadece o son kısımlarda gerçekleşiyor gibi geliyor başta. Fakat düşününce, dikkat edince bütün metnin aynı şeye parmak bastığını fark ediyorsunuz. Metin ''dönüşüm'' teması üzerine kurulu. Katil, mahpusa, mahpus kurda dönüyor. Rahip sapığa, masum 'cilveli'ye dönüyor. Din karşıtı rahibe, çocuk kurda dönüyor. Bu dönüşüm tekrar tekrar, bazen yıllar içinde, bazen aniden gerçekleşiyor. Metin hem bireylerin hem de kalabalıkların dönüşümüne değiniyor. Bu dönüşüm bir çeşit zıtlık içeriyor: dönüşen sıklıkla mevcut karakterinin, niteliğinin tamamen zıttına doğru bir dönüşüm geçiriyor. Oldukça masum, yumuşak huylu bir çocuk olan Bernard kan içmek için insan öldüren bir kurda dönüşüyor mesela. Annesi saf bir köylü kızından oğlundan hamile kalmaya varan bir seks bağımlısına dönüşüyor. Dini alaya alan Galliez rahip olacak kadar dindarlaşıyor. Halk bir devrime bir aristokrasiye sempati duyuyor... Başkarakter arkaplandaki Paris'in bir temsilcisi. Yazar da herkesin kurtadam olduğunu söylerken buna bir miktar değiniyor zaten. Bernard'ın hikâyesi Paris'te başlıyor. Başlarda şehir nispeten durgun. Aslında ocağın altı açık, tenceredeki su yavaş yavaş ısınıyor ama kaynamasına
Paris’te Bir KurtadamGuy Endore · İthaki Yayınları · 202144 okunma
Rezillik ve Sapkınlık
1/10
·211 syf.··
2026 4. kitabı
Bu Kitap hayatımda okuduğum en kötü,en mide bulandırıcı,sapkın 1 kitap.Nobel almış edebiyatçı diye öve öve bitiremedikleri ORHAN PAMUKÇU,tek yapmış olduğu Batı efsanelerinden en çok sevilen Oidipusu+Doğu Efsanelerinden en çok sevilen Rüstem ve Sührap'ı kopyala yapıştır yapıp üzerine Yeşilçam dramı koymuş,başka birşey yok!Nasıl olsa NOBEL ödüllü,eleştirecek kimsede yok,sat gitsin! Orhan Pamuk okurlarıyla resmen dalga geçiyor.Okurlar olarak koyun sürüsü psikolojisinden çıkıp,herkes okuyor övüyor,ödüllü,diye okuduğumuz adama akıl ve mantığımızla bakarsak yazdıklarının sapıklıktan başka birşey olmadığını görürüz.Bugün Orhan Pamuğun yazdıklarını sıradan,fakir bir vatandaş yazsaydı,Toplumda linç edilir,Sapıklıkla itham edilirdi.Tabi bunu Orhan Pamuk yazınca(NOBEL ÖDÜLLÜ!);Geçmiş Efsanelerden;Oidipus ve Sührab'ı Modern ve sade bir edebi sanatla tekrar yazmıştır,deniyor.Kitab'ın içeriği ise;Bir gün çalışmaya giden 16 yaşındaki veledin,kırmızı saçlı evli bir kadınla yasak ilişki yaşamasını,Rüstem ve Sührap,Oidipusla kafayı sıyırmasını,bu düşüncelerle iş esnasında ustasını yaralar,kaçar,büyür,üniversite okur,şirket kurar,evlenir ama çocuğu olmaz.Daha sonra ustasıyla iş yaptığı yere ustasının sonunu öğrenmek ister.Ustasının sonradan işkazasından kurtulduğunu öğrenir.Ayrıca 16 yaşındayken birlikte olduğu kırmızı saçlı kadının,eskiden kendisini terk eden babasınında 3 yıllık sevgilisi ve ilişkisi olduğunu öğrenir.Bu yüzden 16 yaşındayken, Kırmızı saçlı kadın onu babasına benzettiği için birlikte olmuştur.Dahası bu kadından,30 yıl sonra çocuğu olduğunu öğrenir ve kadının geçmişte 2 evlilik yaptığınıda öğrenir.(İnsanın kusması geliyor!)Kadının, kitapta vermediği erkek karakter neredeyse kalmamıştır.Sonra kendi oğlu,kendisine neden babalık yapmadığı(klas yeşilçam)hesabını sorarken
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
Her Şeyde İtidal
Puan vermedi·382 syf.··
2026 10. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 21:22
Müslümanların iç meseleleri, asırlar geçse bile fitne unsuru olmaya devam edebiliyor. Özellikle Emevî Dönemi; ya hatasızmış gibi savunmalarla ya da çok ağır itham ve yergilerle anılan dönemlerden biri. Yazarın Sadrul-İslam kitabını ana hatlarıyla beğensem de, Emeviler döneminin ele alınışını taraflı buldum. Kitapta tarihi bilgileri okurken, verilerin bir kısmının Şiî kaynaklara dayandığını belirtmek gerekir. Özellikle sahih kaynaklara hâkim olanlar, sahâbeye nispet edilen bazı sözleri okuyunca hemen o filtreleri devreye giriyor ve 'Bu söz veya şiir ona ait olamaz' diyorsunuz. Bunun akabinde kaynaklara bakınca Şiâ veya Mu’tezile kökenli olduğunu anlıyorsunuz. Velhasıl, dönemin edebiyatını öğrenmek için güzel bir eser; fakat kitaptan önce Emevî Dönemi'ni Kur'an ve Sünnet ışığında iyi anlamak gerekiyor. Ne olursa olsun, sahâbenin insan olduğunu unutmadan onlara karşı saygıyı da eksik etmemek şart. Aksi halde yanlış yorumlamalara kapı aralanabilir.
1000Kitap
Arap Edebiyatı Tarihi-3Kenan Demirayak · Fenomen Yayıncılık · 201517 okunma