Osmanlı İmparatorluğu günümüzde de yayılmaya çalışılan, "Devlet din için vardır" sloganına sarılarak çağdışı kalmış, yerinde saymak şöyle dursun, hemen hemen bütün kurumlarının bozulup yozlaşması sonucu eski düzeninin altına düşerek Orta Çağ karanlıklarından dışarıya çıkamamıştır. İşte bu dönemde kurtuluş için en önemli ve yaygın düşüncelerden biriside yine, dini, hanedanı ve halifeyi kurtarmak üzerinedir. Atatürk bu düşünceleri Nutuk’da şu şekilde anlatır.
Ulus ve ordu, padişah ve halifenin ihanetinden haberli olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı, yüzyılların kökleştirdiği dinsel ve geleneksel bağlarla içten gelerek boyun eğmekte ve sadık. Ulus ve ordu bir yandan kurtuluş yolu düşünürken bir yandan da yüzyıllardır süregelen bu alışkanlığın güdüsüyle kendinden önce, yüce hilafet ve saltanat makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramak yeteneğinde değil... Bu inanca karşıt fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain ve dışlanmış kişi olur...
Diğer önemli bir noktayı da belirtmek gerekir. Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek ana ilke olarak kabul edilmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı kuruntu-su hemen bütün zihinlerde yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken, hepsini birden yenilgiye uğratan, yerle-re seren İtilaf kuvvetleri karşısında, tekrar onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.
Bu düşüncede olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denilen insanlar böyle düşünüyordu.
O halde kurtuluş çaresi ararken, iki şey söz konusu olmayacaktı. Önce, İtilaf