LOZAN Antlaşması hakkında okuduğum en güzel kitaplardan birisi..
10/10
·600 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 23:00
LOZAN "Bütün Türk tarihinde hiçbir Türk devlet adamı, bu kadar karışık ve güç şartlar içinde memleketinin haklarını savunmak mecburiyetinde kalmamıştı." ☆ Lozan Konferansı, Cumhuriyet yolundaki en son ve en önemli adım olduğunu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum.. Lozan Konferansı 20 Kasım 1922 'de başlar, Şubat - Nisan ayları arasında ara verilir. Ne oldu Paşam? "Ne olacak, hiç.. Esaret altına girmeyi kabul etmedik." 24 Temmuz 1923 'te tam saat üçü dokuz geçe İsviçre'de imzalanarak Kurtuluş Savaşı'nın askeri zaferlerini siyasi ve uluslararası alanda tesciller. Ali Naci Karacan Türk basın tarihinin önemli gazeteci, yazar ve gazete sahiplerinden biridir. Aynı zamanda Lozan Barış Konferansı'nı yerinde izleyen Türk gazeteciler arasındaydı. Lozan'ı sadece bir antlaşma metni olarak değil, bir barış süreci ve yeni bir uluslararası düzenin kuruluşu olarak birinci elden belgelerle inceler. İtilaf Devletleri'nin tutumunu, Türk temsilcilerinin İsmet Paşa liderliğindeki heyetin diplomatik mücadelesini ve perde arkasını okurken; bir madde ve bir kelime için günlerce nasıl tartışılır, bir kelimenin bile ne kadar büyük bir önem taşıdığını bu kitabı okurken öğrendim. İsmet İnönü 'ye saygım kat kat arttı, ciddi anlamda büyük bir mücadele verdi ve kazandı. Helal olsun.. Kitapta, İsmet İnönü 'den sonra İngiliz temsilcisi Lord Curzon 'un konuşmaları da fazlasıyla dikattimi çekti. İyi oynadı.. Savaşların sadece cephedeki çatışmalardan ibaret olmadığını, masada yapılan savaşların da çok önemli olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Bir tarafta Türkiye ve karşısında yedi devletin delegeleri.. Türk delegeler heyeti, Osmanlı İmparatorluğu'nun çürümüş enkazı arasından yeni Türkiye devletinin sağlam yapısını yükseltebilme sırrına erebildi.. İsmet Paşa, mükemmel bir asker olduğu kadar
LozanAli Naci Karacan · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2014193 okunma
bedel ödeyen türk kelebekleri..
Puan vermedi·255 syf.··
2026 194. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 20:54
1914 yılında I. dünya savaşına dahil olan osmanlı devleti dört yıl sonra, 30 ekim 1918de, mondros ateşkes antlaşması ile farklı cephelerde aynı anda verdiği savaşı sonlandırır.. bu antlaşmadan iki hafta sonra, 13kasım 1918de, işgal kuvvetleri donanmaları istanbulun önemli stratejik ve askeri yerlerini kontrol altına almak üzere istanbula gelirler.. osmanlı devletinin I. dünya savaşına dahil olmasından beri kargaşanın, kaosun eksik olmadığı istanbulda artık kargaşa, kaos en üst seviyededir.. istanbulda hayat pahalılığı had safhaya ulaşmış, şehirde yaşayan bazı ermeniler, rumlar, yerli işbirlikçiler istanbul halkına her anlamda zulüm çektirmek için birbiriyle yarışır hale gelmiş, şehirde ikamet eden kadınların canı, namusu daha bir tehlikeye girmiş, işgal kuvvetlerinin şehirdeki varlığı asayişi sağlamak bir kenarda dursun işgal kuvvetlerinin şehir halkına yaptıkları asayişsizliği körüklemiştir.. işte genel olarak bu şartlar altında olan işgal istanbulunda bir polis vardır.. bu polis mehmet cemil efendiden başkası değildir.. kendisi, mehmet cemil efendi, biraz da babasının hatırı gözetilerek kayırılmış, bu şekilde polis olmuştur.. şöyle ki; makedonyanın manastır bölgesi türklerinden olan ve muhtemelen 19. yüzyılın sonlarında istanbula gelen lütfiye hanım, tahir efendinin çocuğu olarak dünyaya gelen mehmet cemil, ortaokulu bitirdikten sonra imalatı harbiye usta mektebine yazılır, iki yıl üst üste son sınıfta kalınca okuldan kaydı silinir.. yukarıda da kısaca anlattığım gibi o dönemin istanbulunda ekonomik olarak ayakta kalmak için geçer akçe devlet memuru olmaktır.. zira sırtını işgalcilere yaslayan mutlu azınlığın olduğu şehirde alnının akıyla ticaret yapmak ve para kazanmak çok çok zordur.. kaldı ki o dönemin istanbulunda yaşayanı bunu göze alsa bile ticarete
Şeytan Adası'nda Bir TürkCemil Eryürek · Ötüken Neşriyat · 202123 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü zorluklardan başlar. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu’nun İtilaf Devletleri tarafından parça parça işgal süreci devam eder •15 Mayıs 1919’da İngilizlerin desteğiyle Yunan askerleri İzmir’e girer ve şehrin kontrolünü ele geçirir. •Bu tarih, Anadolu’daki işgallerin en acı veren olayı olarak tanımlanır. •İşgalde binlerce Türk sivili kaybolur, öldürülür veya göçe zorlanır. Kitapta olaylar, İzmir’de yaşayan Ömer isimli genç bir kahramanın bakış açısından anlatılır. •Ömer, işgali yaşar, halkın yaşadığı korku ve trajediyi birebir görür; •Ailesi, komşuları ve çevresindekilerle birlikte yaşanan sıkıntılar ve haksızlıklar kitapta kişisel anılarla aktarılır; •Böylece okur, tarihsel olayları sadece kuru bilgilerle değil, insan hikâyeleriyle de duygusal olarak hisseder. Yunanistan’ın, Osmanlı topraklarında kendi egemenliğini kurma ideali ve bunun İzmir üzerinden gerçekleştirme çabaları. •Halkın Zarar Görmesi: İşgal ordusunun köyleri yakıp yıkması, halkı evlerinden çıkarması ve üretimi engellemesi. •Nüfus politikaları: İşgalin ardından bölgeye Yunanistan’dan nüfus getirilmesi çabaları gibi ayrıntılar yer alır. •İzmir’in işgali, Türk halkında derin bir milli uyanış yaratır. •Bu olayın etkisi, dönemin önemli liderlerinden Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkıp Milli Mücadele’yi başlatmasında çok etkili olmuştur. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanistan tarafından işgali, Milli Mücadele’nin fiilî başlangıcı kabul edilir. Bu işgal: •Osmanlı Devleti’nin egemenliğini fiilen kaybettiğini, •Mondros Ateşkes Antlaşması’nın işgal için araç hâline getirildiğini göstermiştir. İzmir, hem ekonomik hem de stratejik açıdan çok önemli bir liman şehri olduğu için işgali, Anadolu’da
MahşerNazim Yaşar · Benim Hocam Yayınları · 2025284 okunma
Puan vermedi·182 syf.·
2026 222. kitabı
Osmanlıların Arasında iki farklı neslin, birbirinden farklı savaş tecrübelerini anlatıldığı ozamnların durumu ve anıdına eslik ediyoruz Anı okumasını çokca sevenlerdenim samımı dili ıle ilgiyle okudum Osmanlıların Arasında Birinci Dünya Savaşı'nı Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşamış İngiliz bir anne oğulun, Marie Lyster ile Henry Newbolt Lyster'ın günlüklerinden oluşuyor. Babaannesinin ve babasının günlüklerini yayıma hazırlayan Ian Lyster açıklayıcı notlarla metinlere katkıda bulunmuş. Yaşlı annesiyle İstanbul'dan ayrılamadığı için eşi ve çocuklarından ayrı kalan Marie Lyster, savaş yıllarının İstanbul'unda geçinebilmek için büyük bir uğraş verir. Sürekli artan fiyatlar, karaborsaya düşen mallar eline geçen kısıtlı paranın çabucak bitmesine yol açar. Marie Lyster para getirecek yeni yollar arayışında çoğu zaman başarılı olur. Diğer tarafta Osmanlı Bankası çalışanı Henry Newbolt Lyster gönüllü birliklerde başlayan askeri kariyerinde önce Çanakkale'ye gelir. İtilaf Devletleri'ne ait kuvvetlerin Selanik bölgesine çekilişine tanıklık eder, Yunan komitacılarla işbirliği yapar. Ardından Doğu Trakya askeri valisi olarak Edirne'de görevlendirilir. İzmit çevresindeki İngiliz kuvvetlerine katılarak Milli Mücadele yıllarında istihbarat subaylığı yapar ve Yunanlarla Ankara hükümetinin çarpışmaları ile Yunanların Anadolu'dan çekilmelerine tanık olur. Tarıhe ilgisi olanlar, Osmanlı tarihinde kı yerını daha iyi anlamak adına ilgiyle keyıfle okudum Buyurun Osmanlıların Arasında
Anı mektup günlük edebiyat tarih
Osmanlıların ArasındaIan Lyster · Doğan Kitap · 201315 okunma
Puan vermedi·216 syf.·
2026 200. kitabı
Vahdettin kimdir?? Osmanoğlu ailesinde Şahbaba olarak da bilinir, Osmanlı İmparatorluğu'nun 36. ve son padişahı ve Osmanlı Hanedanı'nın sondan bir önceki halifesiydi. Hükûmetin Hristiyan azınlıklarla başlattığı uzlaşma süreci, Yunan ve Ermeni patrikhanelerinin Osmanlı tebaası statüsünden vazgeçmesiyle başarısız oldu ve Osmanlıcılığın kesin sonunu işaret etti. Paris Barış Konferansı'nda Dâmad Ferid Paşa aracılığıyla İtilaf Devletleri'ne yakınlaşarak Yunanistan'ın toprak taleplerini yatıştırma politikasıyla engellemeye çalıştı ancak bu girişim sonuçsuz kaldı. Ordu içindeki İttihatçılar, hükûmetin teslimiyetçi tutumundan ve savaş suçları mahkemelerinin kurulmasından rahatsızlık duyarak Anadolu'da milliyetçi bir direniş örgütlemeye başladı. Mehmed'in en kritik hamlesi, Anadolu'da düzeni sağlamak amacıyla Mustafa Kemal Paşa'yı görevlendirmek oldu. Osmanlı Devleti hainlikle mi son buldu? 57 yıl siyaset dışı tutlan kişi devlet kurtarabilir mi? Neden Bulaşık olmayan damat arıyordu? Mustafa Kemal'dense neden Enver'i tercih etti? İngiliz desteği 1918'de Red edilebilir miydi? Hint Müslümanların uyarılarından haberi var mıydı? Millet koyun sürüsü ben çobanım demek nereden aklına geldi? Söz milletin vekillerinindir deneceğini biliyor muydu? TBMM'ni tanımamakta neden bu kadar ısrarcı davrandı? Hristiyan'a sığınanın halifeliği ne oluru düşünmedi mi? Kaçmasa idam edilir miydi? Sorularla Vahdettin
Araştırma-İnceleme Tarih
Sorularla VahdettinOrhan Koloğlu · Pozitif Yayıncılık · 200724 okunma
9/10
·238 syf.·
2026 9. kitabı
Semyon İvanoviç Aralov, 1922–1923 yıllarında, dünyanın hâlâ devrimci bir dalgalanmanın etkisi altında olduğu kritik bir tarihsel kesitte, Sovyetler Birliği tarafından Türkiye’ye gönderilmiş stratejik bir elçidir. Bu dönem; Büyük Ekim Devrimi’nin gerçekleştiği, iç savaşta Beyazların yenilgiye uğratıldığı, Almanya ve Macaristan devrimlerinin başarısızlığa sürüklendiği ve Bolşeviklerin emperyalizmle çetin bir mücadele yürüttüğü bir aralığa denk gelir. Aralov, Ankara merkezli görev süresi boyunca Kurtuluş Savaşı cephelerini ziyaret etmiş; başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere dönemin kadrolarıyla kurduğu ilişkileri ve gözlemlerini anılarında ayrıntılı biçimde aktarmıştır. Kitap, Sovyetler Birliği’nin Anadolu’daki anti-emperyalist mücadeleye açık biçimde destek verdiğini; silah ve altın yardımı yaptığını, Ankara Hükümeti’ni tanıdığını ve aynı anda Kafkasya’daki güvenliğini sağlarken Kars, Ardahan ve Artvin’i Türkiye’ye bıraktığını tarihsel bağlamıyla ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra Lozan sürecinde yürütülen diplomatik temaslar ele alınmakta; Sovyet tarafının boğazların statüsünün tamamen Türkiye’ye bırakılmasını istediği, ticaret gemileri dışında savaş gemilerinin geçişine izin verilmemesini savunduğu ve görüşmeler sırasında Türk heyeti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan kimi gizli temaslardan rahatsızlık duyduğu da aktarılmaktadır. Aralov’un anlatıları, yalnızca dönemin diplomatik dengelerini değil, aynı zamanda Mustafa Kemal ve diğer kadrolara dair kişisel izlenimleri de içererek, Kurtuluş Savaşı yıllarının ruhunu ve atmosferini kavramaya imkân tanır. Bu yönüyle eser, Türkiye–Sovyet ilişkilerinin erken dönemini ve anti-emperyalist mücadelenin tarihsel arka planını anlamak isteyenler için önemli ve okunması gereken bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Duygu ve Düşünce
Bir Sovyet Diplomatının Türkiye AnılarıSemyon İvanoviç Aralov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019288 okunma