Saraçhane eylemlerinin başlamasıyla beraber okumayı sürdürdüğüm, bitirdiğim anda da halk adına umutsuzluğa sürüklendiğim bir deneyimdi. "Anlatılmaz, yaşanır" dedikleri bu roman, Bitti nihayet.
Bir Vedat Türkali klasiği, özellikle o anlatım biçimi… Çoğu iç monologlarla dolu bu kitap, tıpkı benim kendi kendime olan sohbetlerim gibi. İç monologlar devam eder, arada söyleyen 3. Ağız kişi değişiyor ama, Kenan’la başlar Günsel ile devam eder, arada Nermin girer ama roman Günsel’in ruhsal göçü ile sonlanır.
İstanbul’da geçer roman, hem de tarihine leke sayılacak bir zamanda, 27 mayıs darbesinin hemen öncesinde. Şehzadebaşı, laleli, Beyazıt, Sirekeci civarlarında, yani benim sık sık gezdiğim yerlerde geçiyor. Küllük denen yerde az yemedik içmedik. Evli bir adamın Üniversiteli bir gence tutulması da tam oralarda geçiyor. Ama epey rahatsız etmiş beni bu ‘aşk’ hikayesi.
Yazgının bir parçasın olarak okumalarım , bu son zamanlarda istanbulda yaşanan eylemlere denk geldi. Aynı yerde, Beyazıt meydanında toplanan gençler, Şehzadebaşı’na ilerler devrimci öğrenciler. HÜRRİYET , HÜRRİYET , HÜRRİYET diye satırlarda seslerini duyar gibi oluyorum. Sonra içeri alınırlar sorgulamaya, salınırlar ardından. Tarih tekerrürden ibaret ya.
Fahir Cemal diye biri çıkar “Halk Partisi'nin bok yemesi” diye söylenir bu eylemleri izlerken. Kimdir bu Fahir Cemal kimdir diye sözlükte aramaya başlarken, Kemal Tahir’den başkası değilmiş diye çıkıyor. Gelir Kenan da gülerek katılır ona. Tam bir küçük burjuva işte.
Küçük burjuvalar, yani ben mi? Kenan mı? O dengesiz herif. Üzüldüm sonuna ama. Düşünüyor düşünüyor, ama konuşmuyor, sövüyor sayıyor bilmem neyi hükümete, ama katılmaz eylemlere. Durgundur, suskundur, zalimdir. Boşluktadır o, düşünmekten başka yapacak bir şeyi yok. Umutsuzluğa düşmemek adına