ümran

ümran
@itsumr4n
9/10
·430 syf.·
2025 28. kitabı
Khaled Hosseini’nin okuduğum ikinci kitabı ve bir kez daha geç kaldığımı hissettim. Yine de bu kez farklı; çünkü şu anki bilincimle okuduğumda, alt metinleri, toplumsal eleştiriyi, karakterlerin kırılganlığını çok daha net görebiliyorum. Küçük yaşlarda belki de sadece acıklı bir hikâye gibi okuyacağım şey, şimdi ataerkil düzenin, savaşın ve kadın dayanışmasının nasıl iç içe geçtiğini gösteren bir roman olarak önümde duruyor. Romanın merkezinde iki kadın var: Meryem ve Leyla. İlk bakışta yolları tamamen farklı, ama aslında kaderleri aynı sistem tarafından çizilmiş. Meryem, doğduğu andan itibaren “harami” damgasıyla yaşayan, yalnızlığını kabullenmiş bir kadın. Çocukluğundan evliliğine kadar, kendisine reva görülen sevgisizliği hak ettiği fikrine inandırılmış. Hosseini, onun sessizliğini öyle incelikle işliyor ki, okurken öfke, acıma ve hayranlık duyguları bir arada geliyor. Meryem’in hikâyesi, sadece bireysel değil; toplumun “meşru” saymadığı kadınlara biçtiği hayatın özeti. Leyla ise başka bir kutupta başlıyor hayatına: sevgi dolu bir ev, eğitim, geleceğe dair umutlar. Ama savaş, onun elinden her şeyi çekip alıyor. Ailesinin kaybı, hayatta kalmak için yaptığı zor seçimler, onu Meryem’in yanına getiriyor. İkisi de başta birbirine mesafeli; çünkü ataerkil düzen, kadınları yan yana getirmekten çok birbirine rakip etmeye programlı. Fakat Raşit’in şiddeti karşısında bu mesafe eriyor. Burada yazar, kadın dayanışmasının nasıl doğduğunu ve hayatta kalmak için nasıl vazgeçilmez olduğunu gösteriyor. Hosseini’nin en güçlü yanı, savaşın ya da Taliban’ın zulmünü doğrudan anlatmaktan çok, bu şiddeti karakterlerin günlük hayatındaki küçük detaylarla göstermesi. Sokakta yalnız yürüyemeyen, çalışamayan, hatta yüksek sesle gülemeyen kadınlar… Bu yasakların, evin içinde zaten var olan
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·272 syf.·
2025 25. kitabı
İsmet Özel okumak, bazen kendine aykırı düşmeyi göze almak gibidir. Ve’l Asr ise bunun zirvesi. Okudukça, “Ben bunu anlıyorum galiba” hissiyle “Yok, aslında hiç anlamamışım” arasında gidip geliyorsun. Onun yazılarını okurken yaşadığım kafa karışıklığı bazen hoşuma da gidiyor aslında. Zaten kendisi de der: “Karışık kafa, çalışmayan kafadan iyidir.” Bu yüzden zorlanmak beni korkutmuyor. Tam aksine, düşündürüyor. Kitabın dili ağır, evet. Anlamını bilmediğim kelimeler çoktu. Ama fark ettim ki Özel o kelimeleri bilerek seçmiş. Çünkü yaşadığımız bu “Avrupai bilinç bulanıklığı”na karşı, bizim kendi kelimelerimizle düşünmemiz gerektiğini söylüyor. Dili de duruş gibi bir şey olmuş: Eğilip bükülmemiş. Özellikle Cumhuriyet sonrası Müslüman Türk’ün yaşadığı kırılmaları, içten içe kaybettiğimiz değerleri, modernleşmenin bize sunduğu sahte kazanımları sorgularken, yer yer daraldım. Zaman dediğimiz şeyin aslında bir emanet, bir imtihan, bir şahitlik olduğunu hatırlatıyor Özel. “Ve’l Asr” sadece bir sure değil onun için; bir çağrının adı. Ve biz o çağrının neresindeyiz, onu soruyor. Her sayfa, içimdeki bir direnç noktasını biraz daha zorladı. Bazı yerlerindeki ifadelerle hemfikir olmadım, çelişkiler bulduğum oldu. Kendisiyle bazı görüşlerimiz tam olarak uymasa da onun eserlerini okumayı, şiirlerini hem okuyup hem dinlemeyi çok seviyorum. Çünkü ne olursa olsun, İsmet Özel yaşayan efsanelerden biri. Onunla aynı çağda yaşıyor olmak insana gurur veriyor. Zor metinler çoğu zaman insanı yorar. Ama bazen yorulmak gerekir. Çünkü zihnimizin rahatını bozmadıkça yeni bir yer göremiyoruz. Bu kitap bana tam da bunu yaptı. İsmet Özel’in şiirlerinden gelen o yanık, keskin, tok ses burada da var. Ama bu kez şiirle değil, düşünceyle yakıyor insanı. Ve sormadan edemiyorsun: Zamana andolsun…
Ve'l-Asrİsmet Özel · Tiyo Yayınları · 20131,386 okunma
6/10
·128 syf.·
2025 16. kitabı
Thomas Mann, kitapta resmen bedenler arası bir takas kampanyası düzenliyor. Konu basit ama bir o kadar da absürt: İki adam, biri zeki ama çelimsiz, diğeri güçlü ama pek kafası çalışmayan. Ortada da her iki özelliği birden isteyen bir kadın var. Çözüm? Kafaları değiştirmek. Şimdi, kafa nakli gibi bir olayın yaşandığı bir hikâyede, karakterlerin oturup bu durumun felsefi boyutlarını tartışması elbette kaçınılmaz. “Beden mi kişiliğimizi belirler, yoksa akıl mı?” diye koca bir muhakeme süreci yaşanıyor. Thomas Mann, ağır felsefi ve mitolojik alt yapısıyla “Bakın ne kadar derinim” diye sesleniyor olabilir ama ben burada “Eee şimdi bu kadın hangisini seçecek?” diye merak içinde sayfaları çevirdim ve bazı bölümlerde de çok sıkıldım. Eğer mitoloji ve felsefe veya “Nasıl yani?” diye şaşırarak okumak hoşunuza gidiyorsa bu kitabı öneririm. Ama “Ben mantık ararım kardeşim” diyorsanız, muhtemelen kafanızda sorularla kalırsınız, tabii eğer siz de değiştirmeye karar vermezseniz.
Değişen KafalarThomas Mann · Can Yayınları · 2018980 okunma
8/10
·211 syf.·
2025 14. kitabı
Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın romanı, baba-oğul ilişkileri, kader ve Doğu-Batı mitolojisi üzerine kurulu bir anlatı. Hikâye, kuyuculuk geleneği etrafında şekillenirken, geçmişin derin izlerini bugüne taşıyan bir masal gibi ilerliyor. Ancak bu masalın içinde, bir kuyunun karanlığından çok daha derin boşluklar var. Başkarakter Cem’in, kuyucu ustası Mahmut ile olan ilişkisi, Oidipus mitinden Firdevsi’nin Şehname’sine kadar genişleyen bir çerçevede ele alınıyor. Cem’in gençlik hayalleri, otorite figürleriyle kurduğu bağ ve hayatının dönüm noktası olan o kırmızı saçlı kadın… Tüm bunlar, okuru başta bir büyüye kapılmış gibi hissettirse de roman ilerledikçe, gerçeklerle yüzleşme anları devreye giriyor. Beni en çok etkileyen kısım, Cem’in hayatı boyunca bir gölge gibi peşinden gelen baba figürü ve bunun üzerine kurulan kader tartışmalarıydı. İnsan gerçekten de kaderine mi mahkûm, yoksa bazı yanlış kararlar bir kehanetin kendini gerçekleştirmesi gibi mi işliyor? Kitap, bu soruları doğrudan cevaplamıyor ama okurun zihninde yankılanmasını sağlıyor. Ancak bazı noktalarda romanın temposu düşüyor. Kırmızı saçlı kadın karakteri, başta gizemli ve etkileyici olsa da bir süre sonra sadece bir motif gibi kalıyor. Keşke onun hikâyesine daha derinlemesine girilseydi.
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,1bin okunma
6/10
·240 syf.·
2024 57. kitabı
·
Yeni Hayat benim ilk Orhan Pamuk kitabımdı, ama dilinin ağırlığı beni biraz zorladı diyebilirim. Pamuk’un üslubu ve felsefi yoğunluğu, özellikle ilk kez onunla tanışan biri için yer yer yorucu olabiliyor. Ama bu zorluk, romanın etkileyici yanını da artırdı; hem düşünsel hem duygusal bir deneyime dönüştü.
Yeni HayatOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 201910,4bin okunma