En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim;
Bu bir başyapıt!
Peyami Safa da Türklerin Dostoyevskisi.
İnsanın tüm dehlizlerine inen ne bir eksik ne bir fazla tahlilleri ile tamamen insanı ve insana dair duyguları çıplaklıkla sergileyen bir roman. Psikoloji biliminin edebiyatı takip ettiğini gösteren en güçlü örneklerden biri. Ve bunu yaparken yazar kelimeleri o kadar ustalıkla ve yerinde kullanıyor ki romandan bir bağlacı kaldırsanız, herhangi bir cümleyi silseniz anlam kaybı yaşıyorsunuz. Bütünü anlatırken zıtlıkları (ikilik, dualite ) bir arada sergilemesi ve aynı cümle içinde tezat kelimeleri birlikte kullanması derinliği ve etkileyici artıran unsurlardan. Tahlillerin sadeliği ve bir o kadar da etkileyiciliği insanı sürükleyici bir anlatım ile baş başa bırakıyor. Özellikle, çoğumuzun ama farkına varmadan ama farkına vararak ( bu ben ) hayatımızın direksiyonunu korkularımıza teslim edişimizin temsili niteliğinde bir hikaye.
Bütün bunları yazınca gönül istiyor ki “ Suç ve Ceza “ ne kadar okunuyor ise bu kitap da o kadar okunsun. Keşke, Peyami Safa çağdaşları Freud ve Jung ile ahbaplık yapabilse imiş derken buluyor insan kendini.
Ana dili Türkçe olan herkesin mutlaka okuması gereken bir şah-ı eser. ( Yanılmıyor isem çoğunlukla liselerde bu kitap okutuluyor. Ve fakat bu eserin hakkını verebilmek için olgunluk döneminin daha uygun olduğunu düşünüyorum)
Gelin detaylara birlikte bakalım;
• Zıt kavramları aynı cümlede kullanması ve güçlü bir anlatım yakalaması;
“Yüzünde bıkkınlıkla sebatın kavgası var.”
“Kendimi çok sevdiğim ân, kendime çok acıdığım ân.”
“Birbirimize açıldıkça kapanıyorduk”
“Izdırabın derinlerine indikçe sevincimizi kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir sevinç başlıyor.”
• Çağdaşı olan analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’un savunduğu