5/10
·176 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 00:00
Ayşe Kulin’in kalemini normalde severim. Daha önce okuduğum kitaplarında insan hikayelerini anlatışını, akıcı dilini ve karakterlerin duygusunu okura geçirme biçimini başarılı bulmuşumdur. Bu yüzden Aylardan Kasım Günlerden Perşembe’ye başlarken beklentim vardı. Bir de konu Atatürk olunca ister istemez insan daha büyük bir merakla, daha hassas bir yerden okumaya başlıyor. Kitabın Atatürk’ün ağzından anlatılıyor olması ilk başta ilgimi çekti. Fikir olarak cesur bir tercih. Çünkü Atatürk gibi bir ismi anlatmak zaten başlı başına zor; bir de onun iç sesiyle konuşmaya çalışmak çok daha zor. Bu yüzden kitaba başlarken daha güçlü, daha derin, daha etkileyici bir metin bekledim. Ne yazık ki kitap ilerledikçe bu beklentim tam olarak karşılanmadı. Benim için en büyük sorun anlatımın tonu oldu. Atatürk’ün ağzından yazılmış bir metin okurken ister istemez daha keskin, daha zeki, daha derinlikli cümleler bekliyorsunuz. Fakat bazı bölümlerde kullanılan dil bana fazla sade ve yüzeysel geldi. Hatta yer yer ortaokul-lise düzeyinde bir okuyucuya hitap ediyormuş gibi hissettirdi. Bu kötü bir şey olmak zorunda değil elbette ama Atatürk gibi bir karakterin iç dünyasını okumaya çalışırken benim aradığım etki bu değildi. Kitapta tarihsel bir emek olduğu hissediliyor. Ayşe Kulin’in araştırma yaptığı, dönemin atmosferini vermeye çalıştığı belli. Fakat benim için bilgi vermekle o dönemin ruhunu hissettirmek aynı şey değil. Atatürk’ün son dönemleri, hastalığı, yalnızlığı, düşünceleri ve ülkeye dair kaygıları çok daha sarsıcı anlatılabilirdi. Ben okurken o ağırlığı tam anlamıyla hissedemedim. Özel hayatına dair bölümler de bende kararsız bir his bıraktı. Elbette roman türünde kurgu payı olabilir, yazar bazı boşlukları kendi anlatısıyla doldurabilir. Fakat Atatürk söz konusu olduğunda insan
Aylardan Kasım Günlerden PerşembeAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20254,497 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 23:12
Bazı kitaplar bilgi verir, bazıları ise insanın kalbine dokunur. Belki Derdimize Çare Bir Çiçek, bana yavaşlamayı, kendime ve çevreme daha dikkatle bakmayı hatırlatan kitaplardan biri oldu. Kemal Sayar'ın samimi ve içten anlatımı, günlük hayatın içinde unuttuğumuz duygulara ışık tutuyor. Kendine dönmek, biraz durup düşünmek ve ruhuna iyi gelecek satırlar okumak isteyen herkese tavsiye ederim.
1000Kitap
Belki Derdimize Çare Bir ÇiçekM. Kemal Sayar · TK Kitap · 2025983 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·160 syf.··
2026 10. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:22
Ahmet Şerif İzgören, samimiyetine ve anlatım diline her zaman çok saygı duyduğum, Türkiye'de kişisel gelişim ve yönetim süreçlerini yerelleştirerek en iyi aktaran yazarların başında geliyor. Onun o kendine has, anekdotlarla süslü ve bizden olan tarzını okumayı her zaman seviyorum. ​Kapakta da altı çizilen emek, bilgi, iş kalitesi, girişimcilik, planlama, ekip, etik, eylem ve tutku gibi 9 temel kavram üzerinden şekillenen "At Şu Adımı" da aslında kendi kulvarında oldukça başarılı, içi dolu ve özellikle iş hayatının başında olanlar ya da bir şeyleri harekete geçirmek isteyenler için kılavuz niteliğinde iyi bir kitap. ​Ancak dürüst olmak gerekirse, bu kitap kişisel olarak benim beklentimi tam anlamıyla karşılamadı ve çok fazla içine çekemedi. Belki de yazarın diğer işlerini veya benzer konuları daha önce çok fazla tükettiğimden, bendeki etkisi biraz "bilinen doğruların tekrarı" hissi yarattı. Kötü mü? Kesinlikle hayır. Sadece benim okuma yolculuğumda o aradığım vurucu, farklı kıvılcımı bu kez yakalayamadım.
At Şu AdımıAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 20241,731 okunma
Öfke Dansı
Puan vermedi·199 syf.··
2026 11. kitabı
·
75 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:39
Öfke Dansı – Dr. Harriet Lerner Bazı kitaplar yalnızca bilgi vermez, insanın kendisine ve ilişkilerine farklı bir gözle bakmasını sağlar. Öfke Dansı benim için böyle kitaplardan biri oldu. Kitap, öfkenin bastırılması gereken bir duygu olmadığını; doğru şekilde dinlendiğinde ve yönlendirildiğinde değişim için güçlü bir rehber olabileceğini anlatıyor. Özellikle anne, baba, eş, çocuk ve iş arkadaşları gibi yakın ilişkilerimizde tekrar ettiğimiz davranış kalıplarını fark etmeye ve bunları değiştirmeye odaklanıyor. Kitapta dikkatimi çeken konulardan biri de kuşaklar arası ilişki meselesiydi. Anneannelerimizin, annelerimizin ve bizim sorunlarla nasıl başa çıktığımızı karşılaştırırken bazı davranışların nesilden nesile nasıl aktarıldığını gösteriyor. Böylece sadece kendi davranışlarımızı değil, bunların nereden geldiğini de sorgulamaya başlıyoruz. Kitap bana şu soruyu düşündürdü: "Öfkelenmemin asıl sebebi ne ve bu öfke bana ne anlatmaya çalışıyor?" Yazarın son bölümlerde üzerinde durduğu nokta ise değişimin cesaret gerektirdiği. İlişkilerde yeni adımlar atmanın, alışılmış kalıpları kırmanın ve gerektiğinde sınır koymanın kolay olmadığını; bunun için yürekli ve kararlı olmak gerektiğini vurguluyor. Kitaptan aklımda kalan en güçlü düşüncelerden biri şu oldu: Öfkeyi yok etmeye çalışmak yerine onu dikkatle dinlemek ve değişimin hizmetine sunmak. Çünkü gerçek değişim, rahatsız olduğumuz şeyleri fark edip onların üzerine cesaretle gidebildiğimizde başlıyor. Bu kitabı özellikle ilişkilerini daha iyi anlamak, kendini tanımak ve öfke duygusuna farklı bir açıdan bakmak isteyenlere öneririm. Ancak daha çok hikâye veya roman tarzı kitaplar okumayı sevenler için yer yer ağır gelebilir. Puanım: 9/10 Sizce öfke her zaman kötü bir duygu mudur, yoksa bazen değişimin başlangıcı
Psikoloji
Öfke DansıHarriet Lerner · Varlık Yayınları · 20254,889 okunma
Rüyalar Masallar Mitoslar
Puan vermedi
“Rüyalar, Masallar, Mitoslar” ismini verdiği kitabında sembol dilinin çözümlenmesi üzerine sosyal psikoloji bağlamında bir araştırmanın altına imza atan psikanalist Erich Fromm’u özellikle sevgi, şiddet, özgürlük, erdem, sağlıklı toplum, insan olanakları konusundaki pek çok çalışmasıyla yakından tanıdığımızı belirtmek isterim. “Sevme Sanatı”, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri”, “Özgürlükten Kaçış”, “Sevginin ve Şiddetin Kaynağı”, “Umut Devrimi”, “Sahip Olmak mı, Olmak mı?” ilk akla gelen kitapları arasında yer alıyor. Söz konusu eserinde Fromm, insanlık tarihinde yer etmiş mitoslarla günlük yaşamımızda her zaman ilgimizi çeken rüyalarımız arasındaki ilişkiyi masaya yatırıyor. Kültürel bağlam, toplumsal deneyim ve kişilik yapısını göz ardı etmeden rüyaları yorumlamanın önemine değiniyor. Fromm, 1951 yılında kaleme aldığı esere gönderme yaparken, “unutulmuş bir dili yeniden anlamamıza yardımcı olabilmek için yazıldığını” ifade ediyor. Yazara göre, “rüya gerçek bir yaşayıştır” (s.19). Nitekim kendi anlatımı ile de, “tüm farklılıklara rağmen, bütün mitos ve rüyaların ortak bir yanı vardır. Hepsinin anlatımı aynıdır, sembolik bir dil ile yazılmışlardır” (s.21). Sembol dilinin insanlığın geliştirdiği evrensel bir dil olması ve bütün kültürlerde ortak özelliklere sahip olması ve bu dilin niteliklerinin bilinmesi mitosların, masalların ve rüyaların dilini anlayabilmeyi olanaklı kılar… Aralarındaki etkileşim öyle derin ve içice geçmiş ki, bu dili anlayabilmek “bilgelin” kapısını da aralamak gerekir. Benliğimize giden yolun yapı taşlarının bu dili anlamak üzerine kurulu olduğunu anımsatmakta fayda var. Kitapta sembol dilinin özellikleri detaylıca anlatılıyor. Sembollerin çok anlamlılığına dikkat çekiliyor. Rüyaların özelliklerinde ise yazar “rüyalar, uykudayken bedenimizi terk
Rüyalar, Masallar, MitlerErich Fromm · Arıtan Yayınevi · 1992784 okunma
8/10
·208 syf.··
2026 87. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 17:28
Bu romanlarda deniz sadece deniz değildir. Açlığın, yoksulluğun, inancın, öfkenin ve hayatta kalma inadının içinde dalgalandığı başka bir şeye dönüşür. Ahmet Büke’nin Deli İbram Divanı kitabını okurken bende en çok bu his kaldı. Ege’nin kıyısında geçen, balıkçıların, yunusların, yoksulluğun ve delilik diye kenara itilen insanların dünyasını anlatan bu roman, kısa olmasına rağmen oldukça dolu bir metin. Ahmet Büke’nin öykücülüğünden gelen güçlü bir anlatı damarı var. Bunu romanda da hissettiriyor. Dil yer yer masalsı, yer yer sert, yer yer de eski bir deniz hikâyesi dinliyormuşsunuz gibi akıyor. Denizcilik terimleri, Ege havası, yunus avı, balıkçılar, dalyanlar, yoksulluk, açlık ve doğayla kurulan o mecburi ilişki romanın atmosferini iyice güçlendiriyor. Okurken zaman zaman Halikarnas Balıkçısı’nı hatırlatan bir hava sezdim; ama Büke’nin dili daha politik, daha sınıfsal ve daha içten bir yerden ilerliyor. Romanın en güçlü taraflarından biri bence “delilik” kavramına yaklaşımı. Deli İbram sadece aklını yitirmiş biri gibi okunmamalı. Bazen toplumun deli dediği kişi, aslında herkesin sustuğu yerde itiraz eden kişidir. Yerleşik düzene, haksızlığa, açlığa, devletin ve güçlülerin dayattığı kurallara karşı kendi bildiği yerden direnen bir karakter var karşımızda. Bu yüzden romandaki delilik bana bir eksiklikten çok, başka türlü bakabilme hâli gibi geldi. Yunus avı meselesi de kitabın vicdan tarafını taşıyor. Halkın kutsal gördüğü, neredeyse masalsı bir anlam yüklediği yunusların devlet teşvikiyle avlanması romanda sadece tarihsel bir bilgi olarak durmuyor; insanın doğayla, inançla ve geçim derdiyle kurduğu çelişkili ilişkiyi de gösteriyor. Açlık bazen insanı kutsal bildiği şeye bile el uzatmak zorunda bırakıyor. Büke’nin romanı en çok burada güçleniyor bence: Kimseyi
1000Kitap
Deli İbram DivanıAhmet Büke · Can Yayınları · 20212,854 okunma