Bir öğleden sonra şehirde otobüse, metroya bindiğimizde ya da bir alışveriş merkezinde dolaştığımızda buraları dolduran insanların yüzünde bu mutluluğa ilişkin bir iz göremiyoruz. Hatta yüzlerde donuk bir huzursuzluk olduğu gayet net görünüyor. Çehreler maskelere dönüşmeye, yüz hatları birbirine benzemeye, kaygı verici biçimde kusursuzlaşmaya başladıkça bakışlardaki derinlik yitiyor. Bunun zıddı olarak Üçüncü Dünya'da toprak yolları arşınlayan yoksul halkın, birbirlerini selamlamak için açılmaya hazır elleri ve ışıklı gözleri geliyor hemen akla. Bu nasıl mümkün olabiliyor? Hesap tutmuyor. Biz her şeyi denetim altında tutuyoruz, artık açlık susuzluk nedir bilmiyoruz, bulutsuz ufkumuzda yazılı olan slogan daima: "Benden sonra tufan." Nasıl doğacağımızı biliyoruz, yakında nasıl öleceğimizi de bilebileceğiz ama gene de depresyon, intiharlar, şiddet yakamızı bırakmıyor.
Günlerimiz sıradan sıkıntılara sıkılarak geçiyor oysa bazılarının üzerlerinde bir paçavra var, yiyecek ve su bulabileceklerinden emin değiller ama hafif adımlarla, hayat bir şenlikmiş gibi yürüyorlar daima.
Düşündüm, BİR HAYAT NEDİR?
Başlar ve biter, BİR HAYAT NEDİR?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, BİR HAYAT NEDİR?
Emin olmasam da 'hayat bir iz bırakmaktır' diyebilirim.
Mezar taşı bir iz sayılır mı, emin değilim.
Razı olan için mezar taşı bir izdir.
Ben razı değilim.
Gerçi elimden ne gelir?