Selamlar herkese bugün sizlere Masumiyet Müzesi anlatacağım. Zengin bir ailede doğmuş olan Kemal, evlilik arifesindeyken uzaktan bir akrabası olan Füsun'a aşık oluyor, başta evlilikle beraber Füsun'u da elinde tutabileceğini, bunun o dönem için yaygın bir davranış olduğunu düşünse de zamanla böyle olmayacağını anlıyor. Kemal ve Sibel'in Hilton Oteli'ndeki nişanına Füsun da katılıyor, nişanında bile Füsun biriyle dans ettiğinde Kemal kıskançlık krizine girip gidip Füsun ile dans ediyor. Kemal ve Füsun'un her gün buluştukları Merhamet Apartmanı var. Nişandan sonraki gün de orda buluşmak için sözleşiyorlar fakat Füsun gelmiyor. Kemal çok uzun bir süre Füsun'u bir daha göremiyor. Peşine düşüyor arıyor ediyor ama nafile, Füsun izini kaybettirmiş. Bu sırada Sibel ile de ayrılıyorlar. Kemal İstanbul'un tüm sokaklarını, caddelerini Füsun'u bulmak için dolaşıyor, fakat yine bulamıyor. Bu takıntısından kurtulmak için kendisini uzaklaştırmayı da deniyor, ona Füsun'u hatırlatan cadde ve sokakları bir süre kendisine yasaklıyor. Ama bu sevdadan kurtulamıyor. Derken bir gün Füsun arkadaşı aracılığıyla Kemal'e ulaşıp evinde yemeğe davet ediyor. Kemal yemeğe gidiyor, gördüğü manzara karşısında şaşkın. Füsun evlenmiş... Annesi, babası ve eşi Feridun ile beraber yaşıyor. Füsun'u Kemal o kadar çok takıntı yapmıştı ki kendisine, sadece Füsun'u görmek, aynı yerde bulunmak bile ona çok fazla mutluluk veriyordu. Kemal Füsun'a yaklaşmak için her yolu denemeye başlıyor. Füsun'un kocası film yapmak ve başrolde de Füsun'u oynatmak istiyor. Kemal de bu filme finansör olabileceğini söylüyor ama hikaye. Füsun'u kıskandıkları için ne Kemal ne de Feridun aslında Füsun'u filmde oynatmak istemiyorlar. Kemal bu bahaneler ile 8 9 sene Füsunların evine dadanıyor, haftada 4 5 gün gidiyor Füsunlara.
Bir kitap nasıl bu kadar düşündürebilir? Söylenecek çok şey yokmuş gibi görünse de aslında söylenecek çok şey var… Bütün düşüncelerimi ve gözlemlerimi paylaşmak isterim. Her ne kadar 'hayır' dese de ben Kemal’in aslında Orhan Pamuk olduğunu düşünüyorum; çünkü ancak o duyguları yaşayan biri her şeyi bu kadar ayrıntılı ve özenle anlatabilir.
İkinci tartışılan konu: Kemal takıntılı mıydı yoksa aşık mı? Herkes takıntılı dese bile ben aşık olduğunu düşünüyorum; çünkü her gerçek aşık biraz takıntılı, biraz Kemal’dir. Ki Kemal genel anlamda da çok düşünen, ayrıntılara takılan biri. Eşyaları saklayıp müze yapmak istemesi, bunu 9 yıl boyunca gizlice yapması abartı olsa bile bu onun gerçek sevgisi bence. Peki, 4213 izmarit biriktirmesi, hatta sigarayı söndürüşünden ruh halini anlayacak kadar onu iyi tanıması da mı sevgi? Tartışmaya açık ama ben fikrimi savunacağım. İnsan çok sevdiğinde onunla ilgili şeyleri fazla önemser, Kemal de bunu biraz uç noktada yaşadı.
Bir türlü anlamadığım başka bir şey: Füsun da Kemal de birbirlerini pekala seviyordu. Kemal gibi biri 9 yıl boyunca Feridun’a nasıl katlandı? Eğer Feridun aradan çekildikten sonra anında yakınlaşacaklardıysa, neden 9 yıl boyunca akraba rolü oynamayı kabullendiler?
Kemal’in annesine, Nesibe Hala’ya verdiği değerin birazını bile vermemesi; babasının ölümünden sonra annesini teselli etmesi gereken yerde Füsunlara gitmesi… Bilmiyorum.
Kitapta harcanan ve en çok üzüldüğüm kişi Sibel. İlişkisi için her şeyi yapmış, son derece kültürlü ve güzel bir kadın. Gerçekten o Şanzelize Butik’e girmeseydi her şey çok farklı olur muydu? Kesinlikle. Kemal’i de tam anlamıyla suçlayamıyorum çünkü o da kendi içinde direndi.
Kemal ve Füsun’un aşk anlayışları çok farklı. Kitap boyunca adamakıllı sohbet bile etmediler. Füsun 18 yaşındayken
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Masumiyet Müzesi Üzerine Bir Gözlem
Aslında en başta yazarı okumayı pek istemediğim, hatta mesafeli durduğum bir eserdi bu. Ancak önyargılarımı bir kenara bırakıp, kimseye yargısız infaz yapmamak ve bu kadar göz önünde olan bir konuda kendi düşüncelerimi sınamak istedim. Kitaptan çok da hoşlanmadım Masumiyet Müzesi ancak bu eser, "büyük sanatçıların ve yazarların o alışılagelmişin dışındaki, çarpık ve uçlardaki zihin yapısını" iliklerine kadar hissettiriyor.
Normalin Sınırında Bir Saplantı
Kemal’in Füsun’a olan bağlılığı, modern dünyanın "aşk" tanımını aşarak, normal insanların cesaret edemeyeceği, hatta "abuk subuk" bulabileceği bir koleksiyonculuk cinnetine dönüşüyor. Bu noktada Orhan Pamuk’un da bu uçuk kafalılığa sahip olduğunu görüyoruz; çünkü karakteri yaratan zihin, o saplantıyı bizzat kurgulayarak normal insanların sınırlarını zorlayan bir dünyayı önümüze koyuyor. Birçok büyük yazar, ressam veya müzisyenin hayatına baktığımızda gördüğümüz o "çarpık ve uçlarda yaşama" hali, bu romanda normal karakterlermiş gibi hayatımıza sunuluyor.
Sessiz Ortaklar: Aile ve Çevre
Romanın asıl sarsıcı yanı, Kemal’in bu saplantısının herkesin gözü önünde yaşanması ve çevresindeki herkesin buna bir şekilde "hizmet" etmesidir.
• Sibel ve Toplumsal Maske: Kemal’in nişanlısı Sibel, Batılılaşmış ve "ideal" eş adayıdır. Sibel’in Kemal’in Füsun’a olan kayışını bir noktaya kadar tolere etmesi, aslında o çevrenin çarpık ve "görmezden gelme" üzerine kurulu ahlak yapısını yansıtıyor.
• Nesibe Hanım ve Tarık Bey: Füsun’un ailesi, Kemal’in 8 yıl boyunca her akşam yemeğine gelmesine, evden gizlice eşya (tuzluk, toka, izmarit) yürütmesine sessiz kalır. Özellikle Nesibe Hanım, bu ilişkiyi en başından beri görmesine rağmen göz yumarak aslında kızının trajik sonuna giden yolu sessizce döşemiştir. Babanın
Ortalığı kasıp kavuran Masumiyet Müzesi romanı için maalesef ki çok uzun sürecek bir incemele yazısı yazmayı gerekli görmüyorum. Hazır dizisinde çekilmişken incelemelerle kimsenin ilgileneceğini de düşünmüyorum. Birkaç kelam edecek olursam eğer; eserin başından itibaren Kemal ve Füsun arasında geçen yasak aşk, Füsun'un eşyalarının hatta içtiği sigaraların izmaritlerinin sergilendiği bir müzenin oluşturulma serüvenini konu olarak görmekteyiz. Nişanlıyken daha çocuk yaşta sayılabilecek bir kız ile yaşadığı cinsel yakınlaşmanın kitabın her bölümünde ballandıra ballandıra anlatılması aşk veya sevgiden önce müthiş bir açlığı ve takıntıyı gözler önüne sermekte. Kitapta Batılılaşma olarak bize gösterilen evlenmeden önce cinsel birliktelin yaşamak, evlenmeden önce çiftlerin birbiriyle aynı evde yaşayabilmeleri, hatta eski aşıkların birisi evlenmiş olsa dahi evine gidip orada rahatça oturabilmesi, bekaretin önemsizleştirilme çabası gibi durumlar insana eğer batılılaşma buysa yerin dibine batsın dedirtiyor gerçekten de :). Kitabın bitiş kısmı da her ne kadr Türk toplumunun geri kalmışlıgından bahsedilmiş olsa da tam bir eski Türk filmleri gibi aşıklar trafik kazası geçiriyor ve aşık olunan kadın ölürken erkek yaşmaya devam edip bundan bir müze sayesinde başarı elde etmiş gibi görünüyor. İnceleme başlığı olarak Araba Sevdası romanındaki Bihruz bey mi yoksa bu kitaptaki Kemal mi yanlış batılılaşan diye sormuştum. Bence terazide net bir şekilde izmarit peşinde koşan ağır basıyor :). Keyifli okumalar dilerim.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
ben herhangi bi texting fanficten daha cok keyif alıyorum bu kitap tek basına cok yetersizmis cidden ve angst havası yoktu. oyle aman bi beklentim de yoktu ztn kuzenim istedi diye beraber okuduk pdf
bye
Ne demeli, nereden başlamalıyım bilmiyorum…
Öfkelendiğim, umutlandığım, nefret ettiğim; yeniden umutlanıp sonunda yarım kalmışlık ve hayal kırıklığıyla kapattığım o kitap…
Başlarda Kemal’e kızarak, onu takıntılı biri olarak görürken; kitabı bitirdiğimde bu kez Füsun’a öfkeli ve kırgın buluyorum kendimi.
“Gerçekten kim sevdi?” sorusu dönüp duruyor zihnimde. Kimdi gerçekten seven?
Kocasına rağmen sekiz yıl boyunca Keskinler’le aynı sofraya oturup aşkına boyun eğen mi?
Yoksa gencecik yaşında, nişanlı bir adam için tüm umutlarından, hayatından vazgeçip savrulan mı?
Güzeller güzeli, 18 yaşındaki Füsun ile bir çanta vesilesiyle, yıllardır görüşmeyen akrabası Kemal’in karşılaşmasıyla başlayan hikâye; Kemal’in Sibel’le nişanlanmasıyla bambaşka bir yöne savruluyor. Bu nişan, Füsun’un kaçışı; Kemal’in ise sekiz yıl sürecek bekleyişinin başlangıcı oluyor.
4213 izmarit, binlerce anlama bürünen eşyalar ve anılar arasında Füsun’un küpeleri de yalnızca bir takı olmaktan çıkıyor. O küpeler; kaybolan masumiyetin, yarım kalan sözlerin ve hiçbir zaman tam olamayan bir aşkın sessiz tanıkları gibi duruyor. Her biri, yaşanamamış bir ihtimali ve ertelenmiş bir hayatı temsil ediyor.
Masumiyet Müzesi, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; sevmenin, beklemenin ve vazgeçmenin sınırlarını sorgulatan bir roman. Kitabı kapattığımda geriye tek bir duygu kalıyor: eksiklik. Tıpkı Kemal’in ve Füsun’un aşkı gibi Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma