İzzet Eroğlu

İzzet Eroğlu
@izzeteroglu
Kuşatılan İnsanlık
9/10
·352 syf.··
2022 31. kitabı
George Orwell’in II. Dünya Savaşı sonrası yazdığı ve elli yıl sonrasının resmedildiği bir distopya ile karşı karşıyayız. Esasında eserdeki çoğu unsur günümüzde distopya olarak da kalmamış modern devletlerin yönetme aygıtına dönüşmüş durumda. Geçmişte başta kölelik olmak üzere çeşitli şekillerde insan bedenine hükmedilirken şimdi insana hükmetme sadece insan bedeniyle sınırlı kalmamakta aynı zamanda insan zihnine de hükmedilmektedir. İnsanlar artık kendilerini özgür olarak görerek gönüllü köleliğe razı olmaktadır. Gelişmiş iletişim araçlarıyla insanlara zihinsel olarak da hükmedilmektedir. Belki de insan, günümüzde geçmişle mukayese bile edilemeyecek ölçüde bedenî ve zihnî köleliğe maruz kalmaktadır, hem de kendisinin ulusal ve uluslararası insan haklarına dair belgelerle teminat altına alınan hak ve özgürlüklere de sahip olduğunu düşünerek. Eser insanın tüm eylemlerinin takip ve kontrol edildiği bir modern devletin eleştirisi niteliğinde. İnsanlar; yaşam tarzlarından, kullanacağı kelimelere ve cümlelere kadar her yandan kuşatılmış hâlde, adeta kapana sıkıştırılmış fare misali. Hayvanlar üzerinden insan üzerinde kurulan hâkimiyeti ele alacak olursak insanın ne kadar zavallı bir konuma düşmüş olduğunu göreceğiz. Bir çiftlikteki inekleri ele alalım. Bedenlerine hükmediliyor olsa da dillerinden anlamadığımızdan ne düşündüklerini ve ne konuştuklarını bilemiyoruz. İnsanlar üzerindeki tahakkümü ele aldığımızda çiftlikteki hayvanların belki de daha iyi konumda olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların neyi, nasıl ve hangi kelimelerle, cümlelerle düşüneceği bir merkez tarafından dikte edilmektedir. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı bu durum, aşk dâhil hiçbir şeyin masumiyetinin kalmadığı yeni, gelişmiş araçlarla teçhiz edilmiş ve gönüllü modern kölelik düzeni. İnsanlığın belki de ilk
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·665 syf.··
2022 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2022 22:49
Kur’an’ın Türkçeye tercüme edilmesi Osmanlı döneminde gerçekleştirilmişse de konu Cumhuriyet döneminde daha görünür bir şekilde gündeme gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 21 Şubat 1925’te aldığı bir karar ile, Kur’an’ı Kerim ve Ehadis-i Şerife’nin Türkçe tercüme ve tefsiri için 20.000 TL tahsis etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı; Kur’an’ın tefsiri işini Elmalılı Muhammet Hamdi Yazır’a ve Ehadis-i Şerife’nin tercüme ve şerhi işini de Babanzade Ahmet Naim’e tevdi etmiştir. Mehmet Akif; Kur’an’ın tercümesi işini ısrarla karşı çıkmışsa da Ahmet Hamdi Akseki’nin ısrarlı girişimleri ve Elmalı’nın tercüme yerine meal ibaresini kullanması üzerine kerhen razı olmuştur. Mehmet Akif polis tarassudu nedeniyle Mısır’a gider ve Kur’an Meali’ni orada hazırlar. Mehmet Akif Kur’an Meali’ni tamamlamışsa da Allah’ın kelamını kendi ifadelerinin karşılamayacağı endişesiyle sürekli olarak yaptığı işin doğruluğunu sorgulamış ve kalbi asla bu konuda mutmain olmamıştır. 1930’lu yıllarda Türkiye’de Türkçe ibadet konusunun gündeme gelmesi ve konu hakkında girişimde bulunulması Mehmet Akif’i kati bir şekilde projeden çekilerek Diyanet İşleri Başkanlığı ile yaptığı sözleşmeyi feshetmeye zorlamıştır. Sağlık sebepleriyle Türkiye’ye dönen Mehmet Akif tamamladığı Kur’an Meali’ni Mısır’da güvendiği bir şahsa teslim eder. Olayın bundan sonrasında Mehmet Akif’in hazırladığı Kur’an Meali’nin ne olduğu konusu uzun yıllar esrarını korumuştur. Yazar eserde Kur’an Meali’nin akıbetini delilleriyle ortaya koyarak esrar perdesini ortadan kaldırmıştır. Bu bağlamda konu bu yönüyle bir sinema eserine de konu olabilecek bir nitelik arz etmektedir. Eser konuyu bilimsel olarak ele almış ve neticenin ne olduğunu delilleriyle ortaya koymuştur. Yazar bununla da yetinmeyerek konuyla ilgili bilgi ve belgeleri ek
Bir Kur'an ŞairiDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 201776 okunma
Arap Uyarılışı: Arap Kandırılışı
9/10
·376 syf.··
2022 29. kitabı
Yazar, Arap milliyetçiliğini farklı bir açıdan ele aldığı iddiasıyla farklı ve iddialı bir giriş yapıyor ve Arap milliyetçiliğini misyoner okullarının himayesinde, 1847’de Beyrut’ta kurulan Bilim ve Sanat Derneği’ne dayandırmaktadır. Üyelerinin tamamının Hristiyan olduğu ve Yazıcı ve Bustani’nin entelektüel katkısının bulunduğu bu derneğe, Arap milliyetçiliğinin dayandırılması ilginç bir iddia. II. Abdülhamid döneminde, baskı ve sansür nedeniyle Osmanlı egemenliği altında her yerde olduğu gibi Suriye ve Lübnan’da da kurulan bu derneğe büyük bir anlam yüklenmesi garip gelmektedir. Ardından da kurulan bazı dernekler ve özellikle askeriyede Araplarca kurulan gizli örgütlere değinildikten sonra eserin büyük bir kısmının siyasi gelişmeleri ele alması da bu iddianın sakilliğini göstermektedir. Bu iddianın önemi şu noktada önem kazanmaktadır. Misyonerlerin, halkı Osmanlı’ya karşı ayaklandırmak veya tutum almak için, fikri çalışmaları başta yerli Hristiyanlardan başlayarak Müslümanlara yayma gayesiyle hareket ettiklerini göstermektedir. Arap milliyetçiliğinde Mehmet Ali Paşa’nın çıkışını yanıp sönen bir aleve benzeten yazar Mehmet Ali Paşa ve haleflerinin Arap milliyetçiliğine katkısını pek önemsememektedir. Eserde, Arap milliyetçiliği bağlamında detaylı bir şekilde İngiltere destekli Şerif Hüseyin ve oğulları tarafından başlatılan Osmanlı’ya isyan hareketi ele alınmıştır. İç dinamikten ve tutarlılıktan yoksun, Osmanlı’nın kötü yönetimi, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının milliyetçi ve dışlayıcı politikaları, iktidar hırsı ve daha da önemlisi İngilizlerin himayesinde gerçekleştirilen harekete Arap ulusal hareketi ve Arap uyanışı denilmesi tamamen aldatmacadır. Büyük hülyalarla kandırılan Şerif Hüseyin’in I. Dünya Savaşı’ndan sonra da olayı tüm çıplaklığıyla görmesine
Arap Uyanışı & Arap Ulusal Hareketinin ÖyküsüGeorge Antonius · Selenge Yayınları · 202121 okunma
İnsanlık dökülüyor
9/10
·272 syf.··
2022 28. kitabı
20. yüzyılın en meşhur distopyalarından olan "Cesur Yeni Dünya", modern dünya sisteminin sosyo-kültürel ve inanç bakımından sert bir eleştirisi niteliğindedir. Distopya denildiğinde, yine aynı yüzyılın distopya yazarı George Orwell ile zaman zaman mukayeseler yapılsa da, bu mukayeselerde eserlerin birbirine üstünlüğünden ziyade birbirini tamamlayıcılığı dikkat çekicidir. Orwell, modern sistemin siyasi eleştirisini ortaya koyarken; Huxley, sosyo-kültürel eleştirisini ortaya koymaktadır. Orwell’ın eleştirisi, konusu itibariyle daha çekici olmakla birlikte, esasında dünyanın gitmekte olduğu mecra bakımından Huxley’in eleştirileri kanımca daha fazla üzerinde durmayı ve düşünmeyi hak etmektedir. Eserde, modern dünyada insanların aile ve akrabalık bağları olmadan teknolojik yöntemlerle üretildiği ve yetiştirildiği bir toplum yapısı, bu yapının dışında yer alan ayrı dünyadan gelen John’un bu toplumda yaşadıkları ele alınmaktadır. Bu yapıda insanlar çocuk sahibi olmamakta ve çocukları yetiştirmemekte olup, bu işlemler devlet kuruluşu olan Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi tarafından yürütülmektedir. İnsanlar sloganlarla yönetilmekte (“Herkes herkese aittir.”, “Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir.”, “Toplu seks poplu seks”) ve farklı düşünmelerine müsaade edilmemektedir. Tüm totaliter sistemlerde olduğu gibi, bireyler ne kadar az bilirlerse o kadar daha iyidir. Bu bağlamda tek tip olma ve tüketim kültürünün yeknesaklığı önem arz etmektedir. Bu toplum yapısında dert ve sorunlara karşı şipşak çözümler üretilmiştir. Soma denen uyuşturucu ve rahatlatıcı haplar, mutat tüketilen ürünlerdendir. Esasında, tüm bu araçlarla birey bir cendereye sıkıştırılmış durumdadır. Ancak, bireye özgür olduğu şartlandırıldığından birey köleliğinin farkında bile değildir. Eserin dünyasında insanlar
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
8/10
·160 syf.··
2022 27. kitabı
Kur’an’ı anlamanın ne anlama geldiği sorusundan hareketle genel olarak anlama ve özelde Kur’an’ı anlamaya yönelik dil bilimden de istifade edilerek detaylı inceleme ve değerlendirmelerde bulunulan değerli bir eserdir. Dil hakikatin kendisi olmaktan ziyade seslerin rumuzu ve temsili niteliğinde olduğundan dil ile varlık arasındaki ilişkinin mahiyetinin bilinmesi gerçek bir anlama ameliyesinin gerçekleşmesi için önemlidir. Dilin menşeinden kutsal dile kadar birçok husus eserde ele alınmıştır.
Anlamın Buharlaşması Ve Kur'anDücane Cündioğlu · KAPI · 2011176 okunma