Bahar gelmişti. Kentin ıslak sokaklarında gübreli buzların arasından şen derecikler şırıldıyordu. Giysilerin renkleri, yürüyen insanların konuşmaları parlak ve canlıydı. Çitlerin arkasındaki bahçeciklerde ağaçların tomurcukları patlamak üzereydi. Serin esintiyle birlikte dallar belli belirsiz sallanıyordu. Duru damlalar dallardan süzülüyor, sonra yere düşüyordu. Serçeler karmakarışık cıvıldaşıyor, küçücük kanatlarıyla pır pır ediyorlardı. Çitlerin, ağaçların, evlerin güneş düşen yerlerinde her şey kımıl kımıl, ışıl ışıldı. Yeri, göğü dolduran tüm canlılar insanların yüreklerindeki aynı sevinçle, aynı yaşama isteği ile doluydu!