İyi bir yurttaşa yaraşır biçimde, evinin çatısına mızrak ve kırmızı şapkasını koymuştu, ayrıca, penceresine de "Küçük Azize Giyotin" yazmayı ihmal etmemişti, zira o fettan dilber o dönem halk tarafından aziz ilan edilmişti.
Sayfa 365 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Güzel kızlar, kahverengi, siyah, gri saçlı parıltılı kadınlar; delikanlılar, yapılı erkekler ve yaşlılar; soylular ve köylüler; hepsi her gün leş gibi zindanların karanlık mahzenlerinden gün ışığına çıkarılıp, Giyotin hanıma, o bitmek tükenmez bilmez susuzluğunu gidersin diye kırmızı şarap niyetine ikram edilmek üzere sokaklardan geçirilip götürülüyorlardı. Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm! En kolay hayata geçirileni sonuncusuydu; Giyotin'e zeval gelmesin!
Sayfa 361 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Giyotin, dönemin en popüler espri malzemesi olmuştu; baş ağrısına en iyi gelen şey olduğu, saç beyazlamasını kesin biçimde engellediği, insanın cildine gözle görülür bir incelik kattığı söyleniyordu; hatta sinekkaydı tıraş yaptığı için ona "Milli Ustura" lakabı takılmıştı; "giyotin öpenler" küçük pencereden kafalarını uzatıp "çuvalın içine hapşırıyorlardı". Giyotin, insan ırkının yeniden diriliş sembolü haline gelmiş, bu konuda haçı fersah fersah geride bırakmıştı; artık insanlar, haçı çıkardıkları gerdanlarında giyotini taşıyorlar, haçın inkâr edildiği yerlerde, giyotine itibar edip önünde saygıyla eğliyorlardı.
Sayfa 358 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bileği taşı, sabah sessizliğinde orada bir başına duruyordu; üzerindeki kızıllık güneşten kaynaklı olmadığı gibi, güneşin silebileceği türden bir şey de değildi.
Sayfa 346 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu