Yakasında Bir Çiçek Gibi İntiharı ile Birlikte Gezen Bir Adamı Durdurun Durdurabilirseniz
Jacques Rigaut, Fransız sürrealist bir şairdi. Paris'te doğdu, Dadaist hareketin bir parçasıydı. Eserleri sık sık intihardan söz etti ve intiharın başarıyla tamamlanmasını mesleği olarak görmeye başladı. 1929'da 30 yaşındayken Rigaut, kurşunun kalbinden geçeceğinden emin olmak için bir cetvel kullanarak kendini vurdu.
Kıtabı Yakasında Bir Çiçek Gibi İntiharı ile Birlikte Gezen Bir Adamı Durdurun Durdurabilirseniz okuyunca neden bu idmı verdiğini anladım şimdi toplumun intihar ettirdigi bir baska dadaist. jacques rigaut da dadaistler içinde ozel bir yere sahiptir. onun hikayesi de son derece siradan, .
Jacques Rigaut t’yu kendisinden daha iyi kim tarif edebilirdi ki! Kısa ömründe sürekli ölümü, intiharı düşünmüş, kendi deyimiyle intiharı meslek edinmiş, sonunda da bunu gerçekleştirmişken, ondan başka kim yaşamı bu denli ciddiye alabilirdi ki!
“Ne gerçekleştirmişsem, ister uyuşuk ister atik, hiçbir şey görmüyorum ki bunlar arasından muhakkak farklı olabilirdi densin, benden olup da kaderciliğe sürüklenmek suretiyle gerçek kişiliğimi gözler önüne sersin. Hep başka türlü davranarak da yine aynı kalabilirdim. Beni en iyi yansıtan kararsızlığımdır kuşkusuz.”
Yakasında Bir Çiçek Gibi İntiharı ile Birlikte Gezen Bir Adamı Durdurun Durdurabilirseniz
Hayalet IşıkPierre Drieu La Rochelle
1931 yılında yazılan bir Fransız klasiği. La Rochelle benim hiç duymadığım bir yazardı. Oysaki varoluşçu felsefe ile içli dışlı biri olarak bu kitabı geç fark ettim.
Kitabın konusundan ziyade ilginç olan bir nokta var. Yazar, kitabında intihar eden arkadaşını anlatıyor ve daha sonra 52 yaşında intihar ederek hayatına son veriyor. Lacan'ın dediği gibi "İntihar ölümcül bir hastalıktır ve insan hasta olduğundan emin olamaz ki tedavi olabilsin."
Kitaba gelirsek, La Rochelle yakın arkadaşı Jacques Rigaut'nun intiharından etkilenerek kitabı kaleme alıyor. Alain isimli karakter hayatta ne yapacağını tam olarak bilemeyen, uyuşturucudan muzdarip bir tip. Hayatta herhangi bir anlam bulamıyor. Tutunamıyor. Var olmaya çalışıyor ama nereye gitse, ne yapsa hayat hep aynı sona çıkıyor: Ölüm. Işık aydınlık demektir, hayat verir ve her amacı olan insanı bir ışık olarak farz edersek ışıkların da hayaletleri olabilir. Alain ışığı olan bir toplumda kendi ışığının hayaleti.
1963 Fransız yapımı siyah beyaz bir sinema filmi var. Ve 2011 İskandinav yapımı, Norveç'te geçen bir uyarlaması mevcut. Tercihim 63 Fransız yapımı olandır.
Hayatımda okuduğum en sıkıcı aforizma kitapları arasında şuan zirvenin en tepesinde bu kitap var. Sakın başlığa bakıp aldanmayın, sizi büyük bir hayal kırıklığı bekliyor.
Rigaut henüz 20 yaşındayken karar vermiş intihar etmeye. Kendi deyimiyle “intiharı meslek edinmiş.” 10 yıl sonra da bir sabah kalbinden kendini vurmuş. Kalbinin yerini tam tutturmak için bir cetvel, tabancanın sesini boğmak için de bir yastık kullanmış. Ve yatağı kirlenmesin diye de muşamba yaymış…
İşte biz bu adamın tam olarak ‘sayıklamalarını’ okuyoruz. Birbirinden kopuk kopuk cümleler ve aforizmalar… Ölüme giden yolda, karaladığı satırların toplamı bu kitap. Herkes sever mi, benim kadar etkilenir mi bilmem ama ben çok etkilendim.
Kitabın ismi konusuna da değinmeden geçersem taş olurum. O nasıl güzel bir kitap ismi olmuş, hakkında hiçbir fikrim yokken bana kitabı aldırdı. Tebrik ediyor ve kitabı ilgilisine öneriyorum efenim!
* ”Hangi lağım beni kabul eder ki?”
*”Tanrı hırçınlaşıyor, imreniyor ölümlülüğüne insanoğlunun.”
*”Onun o canım sesini taşıyan telefon teli.”
.
#k:139753. Önüne geçilmemiş 10 yıllık bir intihar serüveni. Serüven dediğime bakmayın. Aforizmalardan oluşan bu kitap Jacques’in 10 yıl boyunca yazdıklarının numaralandırılarak birleştirilmesinden oluşuyor. Birbirinden kopuk tam 196 yazı. Hepsini okuduğunuzda resmin bütününü görüp onu hissedebiliyorsunuz. Keyif içerisinde okuduğumu söyleyemem, bir adamın intiharına giden yolda karaladıklarını keyifle okumak da çok normal hissettirmezdi herhalde. 75-80 dakikalık bir kitap.
Jacques Rigaut henüz 20 yaşındayken karar vermiş intihar etmeye. “On yıl sonra hâlâ yaşıyor olursam kendimi öldüreceğim” demiş. İntiharı meslek edinmiş. İstemediği şeylere maruz kalmış, toplum tarafından dışlanmış hissetmiş. İçerisinde insanlara ve Tanrı’ya karşı büyük bir öfkesi var. Mutlu insanlar gördüğünde öfkesi daha da büyüyor; kendini fakir, şanssız, kirli hissediyor. Bu dünyada ne varsa her şeyi diğer insanların sahiplendiğini, ona hiçbir şey bırakmadıklarını düşünüyor. Hayattaki zenginlik arzusu o kadar yüksek ki bu onu devamlı hoşnut olmadığı durumlardan şikayet etmeye sürüklüyor. Ölmek ve hayatta kalmak arasında devamlı bir ikilemde olsa da onun ölümü değil, ölümün onu seçtiğini düşünüyor. Onu bir tek yazmak mutlu ediyor, her ne kadar çoğunlukla ölüm hakkında olsa da.
Kadınlara ve aşka kırgın olduğu bir zamanlar aşık olmayı da becermiş aslında. Tüm dünyayı kendisine rakip olarak gören bu adam, rakipsiz bir kadına aşık olmuş. İlgisini kazanabilmek için pervane olmuş, bu aşk da ona umut olmuş belli ki. Kendisini seçen ölüme inat demiş ki: “Sizi öyle bir ıssızlığa çekeceğim ki ölüm unutabilecek bizi. Kalkanım olacaksanız benim geri kalan her şey karşısında. Yaşamak ölmek kadar korkunç. Arkanıza saklanırım. Dört duvar, kapı ile aramda siz”. Sonrasında bu ilgiyi kazanabilmiş mi bilmiyorum ama
Yazarı kendisinden daha iyi kim tarif edebilirdi ki ! Kısa ömründe sürekli ölümü, intiharı düşünmüş, kendi deyimiyle intiharı meslek edinmiş, sonunda da bunu gerçekleştirmişken ondan başka kim yaşamı bu denli ciddiye alabilirdi ki! (Arka kapaktan)
Kısa aforizmalar halinde yaşamı umarsız hiçlik tadında sorgulayan yazarı okumak farklı bir deneyim. Paris DADA Hareketinin (1.dünya savaşından sonra ortaya çıkan; toplumda hiyerarşnin ve burjuvanın yok edilmesi, tarihin yadsınarak kökten özgürlüğün savunulması görüşü) önemli bir üyesi olan bu sürrealist şair ve fikir adamının bazı görüşlerine katılmak mümkün olamasa da, insanların nesneler karşısındaki hiçliği ve kaypak diye çevrilebilecek davranış kalıpları; 20 yaşından beri yakınlarına (#andrebruton başta olmak üzere) söyleyip durduğu ve sonunda 29'unda gerçekleştirdiği intiharından sonra ortaya çıkarılan tüm yazılarının temel konusu. Hayata gerçek ötesi bakıp, görülemeyenleri görebilmek veyahut başka yönleriyle algılamak, onu özümseyememenin belirtisi saymamalı. Alıntılara bakacak olursanız, bu algılayış biçiminde sizler de doğru kareler bulacak ve çok genç bu kalemin bilinçle intihar edişine üzüleceksiniz.
Hayat; sınırları baştan çizilmiş bir tiyatro gibidir ve hepimiz bu oyuna kendi çaplarımızda girip zamanla çıkıyoruz. NE DERSİNİZ?