‘Hayatı düşündü Deniz, doğal elemenin nasıl da devam etdiyini.. Deneyimlerini anlamak yerine, kendini kurban ilan edip üzüntüye kapılanların, kendi kendilerini imha etmeleri biyolojik olarak doğaldı. Doğal eliminasyondu bu. Beyinleri adım adım sanki devreleri kapatıyor ve deneyimle baş edemiyorsan öl diyor du bedene. Öl, belki sonra bir daha doğarsın, bir daha doğar, belki o zaman anlarsın.. Hayatın sana ne anlatmak istediğini anlayana kadar buradasın, acıdasın, gerekirse ölür ve yine doğarsın. Acıyı yenip anlayışa çevirene kadar buradasın! Öfkeyi dindirip, nefreti ezip hayatını hedefe dönüştürene kadar yoldasın! Duyguları üzülmek için değil anlamak için yaşadığını fark edene kadar daha çok doğacak ve öleceksin diye düşündü Deniz. Elindeki sopayla her zamanki gibi, yere bir daire çizdi. Evren adı verilen bu dev mekanizmanın içinde küçücük bir hücreydi insan, evren koca bir vücutken dünya adlı organın içinde yaşıyordu. O kadar küçüktü ki neredeyse görünmezdi.
İnsan önemsiz miydi? Asla! Parazit miydi? Kimliğini keşfetmezse evet, keşfedinceyse Tanrı'nın suretindeydi. Cana sahip çıkacak yücelikte ve erdemdeydi.
Kimliksizlikti insanı parazitleştiren, ben olmadan biz olabileceğini sanıp biat eden bakteri kitlelerine çeviren. Önüne konulanı sorgusuz izleyen, izlediğinden etkilenip varlığını tüketime adayan, aldığı ayakkabıyla, bindiği arabayla mutlu olabileceğini sanan, sanki hiç yaşamamış gibi ölen zavallı bir organizmaydı..’
‘Güneşin doğmasını, insanlığın caddelere akıp gündelik yaşamın içinde kaybolmasını izlerdi umutla, bir gün çok daha fazla insanın fark edip sistemden sıyrılmış olacağının, izlediği bu kalabalıkların azalacağının, insanlığın asla kaybolmayacağının umuduyla.’
‘Ruh çağıran falcıların ve diger aptal bilmişlerin düşmanı olan deney gibi, başka bir akıl yürütme olmaksızın kendi yargımıza güvenmekten daha büyük bir hata yoktur.’
‘İşte bizi de böyle şekillendirir hayat..
Olmamız gereken şeye dönüşebilmek için küçük küçük darbelere ihtiyacımız vardır. Maalesef darbeler acıtır, büyürken acırsınız. Ama ancak acıyarak kendimizi bulduğumuzu kimse söylemez bize, belki de korkacağımızı sanırlar. Halbuki ruhumuz acıdıkça kabu- ğumuz soyulur..
İçimizdeki güzellik dışımıza çıkana kadar.’