📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitap konusunda oldukça seçici olmam sebebi ile çok fazla her yazarı okumam. Danışman öğretmenimin okunacaklar listesinde yer alması nedeniyle İskender Pala'dan okuduğum ilk kitap. İskender Pala'nın dilinin çok ağır olduğunu duymuştum hep (Divan Edebiyatı konusunda doktora yapmıştır kendisi-normaldir) ancak belki de kendi hayatının bir kesitini anlattığı için dolayısı ile Divan Edebiyatından esintiler göremeyeceğim için dili oldukça akıcı ve güzel geldi.
Yazar 12 Eylül 1980 darbesinin akabinde aslında üniversitede asistan olmak isterken kendini subay olarak bulması ile başlıyor. Mesleğinin ilk yıllarından itibaren aslında askerliğin karakterine ve yaşam tarzına uygun olmadığını gördüğünü söylemesine rağmen ekonomik kaygılardan ve üniversitede asistan olmasının önündeki engellerden dolayı mecburiyetten subay olarak devam ettiğini anlatıyor.
12 Eylül 1980'den 28 Şubat 1997'ye giden süreci kendi hayatından, ordunun içinden bir göz olarak kronolojik olarak işliyor. Ordu içindeyken göze battığını, mesleğini yaptırmadıklarını, eşinin başörtülü olması nedeniyle içerden ve dışardan aldıkları tepkileri samimi olarak yazıyor.
Beni rahatsız eden şeylerden biri yazar sürekli şu şu konularda hata yaptığını bugünkü aklı olsa öyle yapmayacağını söylemesi oldu.
En nihayetinde 28 şubat akabinde 'mağdur' olan kitlenin iki yüzlüğünü, riyarkarlığını da yazar alçak gönüllülük ile ortaya koyuyor.
Kitabın sonunda şunu düşündüm; bu ülkede her kesim ama özellikle de bazı kesimler (Kürtler, Aleviler, Solcular, Demokratlar, Gazeteciler vs ) dünya kadar işkence , eziyet. sürgün, vatandaşlıktan çıkarılma , idam, katledilme vs vs acılar çekenken 28 Şubatçıların bunlardan hiç birini yaşamamış olmasına rağmen dünya da en çok haksızlığa uğramış gibi mağdur edebiyatlarını
Ben buna sağcılık hastalığı diyorum. Sol düşünceye sahip insanlar bu korkaklığa asla düşmezler. Ama sağcıların ekseriyeti nedense cesaret özürlü yaratılmışlardır.
Ama ne olurdu ki sanki Müslüman, muhafazakar, millliyetçi, sağcı geçinenlerin, o sıkıntılı günlerde söz gelimi 'felan kitabının ve ya yazının telif ücretini yanlış hesaplamışız, bizden alacağın varmış' deselerdi..