Çarptı kalbim yerinden fırlayacak gibi, öyle hızlıydı ki ve çıldırdı kanlı savaş meydanındaki bir at gibi… Akşam dünyayı çoktan sallamıştı ve gece dağlarda asılı kalmıştı. Sonra seni gördüm ve o zarif neşeni, tatlı bakışınla üzerime döküldü birden. Kalbim tümüyle senin yanındaydı o an…
Bu asık yüzlü çölde ansızın bir fotoğraf bana doğru uzanır; beni canlandırır, ben de onu canlandırırım. O zaman onun var olmasını sağlayan çekiciliği böyle adlandırmalıyım: bir canlandırma. Fotoğraf'ın kendisi hiçbir biçimde canlandırılmış değildir ("canlı gibi" fotoğraflara inanmam), ama beni canlandırır: her serüveni yaratan da budur zaten.