“Toros dağlarının etekleri ta Akdenizden başlar. Kıyıları döven ak
köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdenizin
üstünde daima, top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi
düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe
kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, killi, sürülmüş
topraklardan sonra Çukurovanın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar,
kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu
bucağı belirsiz alanlardır bunlar. Karanlık bir ormandan daha yabani, daha
karanlık!”
Kadirli’de doğmuş, Çukurova’nın her yanını gezmiş ve okuyucusuna da gezdirmiş Anavarza’nın tüm çiçeklerini koklamış ve okuyucusuna da koklatmış Yaşar Kemal, otuz iki senede tamamladığı dört kitaplık macerasına böyle başlıyor.
Çukurova yöresinde yaşayan biri kitabına eline alır, okur, çok sever de başkası bu yörenin ağzıyla yazılan diyalogları pek de özümseyemez, anlamaz kesinlikle diyemeyiz. Kırktan fazla dile çevrilen bir eserin yazarı olan Yaşar Kemal’in yazı yazmaktan daha iyi yaptığını düşündüğüm gözlemleri, halkı ve doğayı analizi orada olmasanız da sizi oradaymış gibi hissettiriyor.
Zaten kendisi çeşitli sebeplerden dolayı memleketini terk etmeden önce tarlarda ırgatlık, kütüphanelerde katiplik, çeltik tarlarında kontrolörlük ve traktör sürücülüğü yapıyor. Kitabına konu edeceği insanları çok iyi tanıyor onları çok iyi gözlemliyor. Hatta bir eşkıyanın başından geçen olayların anlatıldığı bu kitabı yazmadan önce dağlardaki eşkıyalarla görüşüp onların yaşamlarını gözlemlediği, dertlerini dinlediği söylenir.
1951 yılında Kozan cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul’a gittiğinde Cumhuriyet gazetesinde röportaj ve fıkra yazarı olarak başlıyor mesleğe. Yirmi yaşındayken Ağıtlar adında kaleme aldığı