Sezgin Kaymaz dan okuduğum 3.kitap olan ~Geber Anne~ kitabı olup, daha öncekiler hikayeleri idi çok da sevdiğim söylenemez ama o zamanlarda hikaye okumayı hiç sevmezdim şimdi okusam belki düşüncem değişebilir zira hikaye okuma durumum bu sürede değişti, en azından hikaye okumaya başladığımdaki önyargım yok artık sevmem diye :-)))))
Melek Anne kendi usulünde bile kahvaltı hazırlayan kendi doğruları ötesinde giden aşıyı bile istenilen yerden yapılmasına direten, yüksek öğrenim görmüş kendi tercihinde ev hanımı olan, önündeki tüm otoritelere zerre ihtiyacı olmadan cesareti, çılgınlığı, dünya düzenini bozsun diye güzelliği ve affetmezliği ile hemen ilk sayfalarda kalbimi çalmış olabilir...
Dostluk arkadaşlık kavramındaki yerinde tespitleri ile büyülenmiş olabilirim tam da dost kavramını zihninden geçirdiğim günlerde dedim ki sen nasıl 1duygu durumusunda bukadar iyi tespitin olabilir dost bildiklerini sadece ~sanmış~ olduğunda hissettiğinde...
Yaşanan 1olay dinle anlatayım diyip reddedilen 1durum içinde olayı sindiremezken tak oluşan hiç beklemedigim ölüm ve soru işaretleri ki bundan sonraki kısımda heyecan dorukta devam ediyor insan okumaya soluksuz 1şekilde :-))))
Anne Melek İsmailoğlu, baba Şükran İsmailoğlu, çocuklar Tayfun-Tufan İsmailoğlu ve Kerem etrafinda oluşan, geri dönüşlerle anlatılan olaylarda ~Geber Anne~ sözünün içinde açtığı yarada 1çok durumu düşünüp sorgulamış olabilirim, olaylar karşısında zaman-mekan kavramı ne ilginçtir değil mi, saniyelerle bazen değişebilecek 1durum bizim için çok da güzel olabilir ya da tam tersi çok kötü de etkileyebilir, ya da bazen gerçek sandığının rüya olduğunu düşündüğündeki durumun bazen keşke olsaymışlar ya da iyi ki değil dediğimiz anları negüzel anlatmış yazar...
Vesselam okumaya kesinlikle devam edeceğim Sezgin
öncelikle yazar kitabın ismini kararlaştırmasıyla birlikte büyük risk aldığını söylemek istiyorum, beni bizzat kitaba çeken bu olsa da, daha önce hiçbir kitabını okumamıştım ve kitabı gördüğümde trol çıkacak yanılgısındaydım, kitabın içeriği başlarda sıradan bir şehirli ve köylü çatışması gibi gözüktüğünü söylemeliyim ve yan karakterlerin olayları fazlaca uzatılmış, kitabı daha iyi anlamamız için yazılmış olduğunu varsayıyorum, mucize çocuk olayı ise çok abartılmıştı çevresindeki tepkiler ped0fili olarak algınabilirdi -ki zaman zaman kendimde sorgulamadım değil- çocuğun saf, o ulaşılamaz tanrısal özü yansıttığını düşünüyorum ve buna rağmen insanlara karşı verdiği cevaplarla onları -amacı bu olmasada- aydınlatma girişimi çoğu zaman başarısızdı, yani ne kadar mükemmel de olsak insanın kendisi istemedikçe bu olmuyor...
asıl olaya gelecek olursak Tayfun karakterinin içinde bulunduğu bir kısır döngü var, bu döngüyü kırması için 3 şans verildi gibi gözüküyor kitapta ama en önemlisi ikinci kez annesiyle rüya gördüğü zamandı ve asıl dürüstlüğü göstermesi gereken yerde burasıydı ne yazık ki onu annesinin öğretilerini yanlış kullanarak heba etti, dark dizisini izleyenler bilir "ich bin du" repliğini, kitabının sonu dizideki bu repliğin sahnesi kadar şaşırtmadı beni ama bu kitabın kesinlikle kalitesini düşürmedi gözümde, büyükbaba paradoksunu da içinde barındıran bu kitap bizlere "karar ve kader" ikilisini sorgulatıyor ve belki de Melek Anne karakteri gibi başa alınıp tekrardan "bu sefer farklı olacak" dediğimiz her olay zaten tekrar başından aldığımız için bizi aynı sonuçlara götürüyordur...
Uzun bir dönem elime yapışan, okuma motivasyonumu düşüren, bu kadar övülmüş yok abi benim bunu bitirmem lazım diye kendime baskı yaptığım bir kitap incelemesi ile merhaba. Geber Anne sadece ismi ile bile okuyucunun dikkatini çekmeyi başaran bir roman, başlangıçta kişiler ve olaylar sizi içine alıyor, kitaba adını veren “Geber Anne” söylemi daha çok başlarda yerine oturup tekrar eden fantastik karakter sarı saçlı nur yüzlü “Kerem” sündüreeee sündüreee anlatılınca sıktın artık dedirtti. İlerledikçe zaman kavramındaki kayboluş, gerçek mi rüya mı anlamadığım geçişler, olayları birbirine bağlarken ki kargaşa keyif almak şöyle dursun zihnimi yordu. Ölen birinin yeni bir insanın ruhunda yeniden hayat bulması, düşüncelerine hükmetmesi gibi ütopik kurgu beni iyice yıldırdı. Kitap sayfa sayısı olarak inanılmaz gereksiz kabarık bir hal almış, her konu başında Mevlana, Şems, Shakespeare alıntılarının anlamını da hala çözebilmiş değilim. 300 sayfadan sonrası göz okumasından bir gram ileri gitmeyen, anlamış olmak değil, bitirmiş olmak için okuduğum romanı maalesef sevemedim. Problem bende olabilir, iddiam yok. Yazarın diğer kitaplarını meraktan alıp okuma niyetindeyim. Bana bir şey katmasa da okur arkadaşlarıma keyifli ve verimli olmasını dilerim.
Geber AnneSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019899 okunma
Kitabın ismi rahatsız edici olsa da yazar Sezgin Kaymaz olunca çok üzerinde durmuyorsun, durmamalısın. İsimle anlatılanın hatta kitap bittiğinde karşılaşacağın manzaranın çok farklı olacağını bilmek gönül rahatlığıyla okumamı sağladı ve yine pişman olmadım. Sezgin Kaymaz okumak yaşama yeniden bakmak her gün gözümüzün önünde olan şeyleri bambaşka görmek ufak da olsa bir aydınlanma yaşamak demektir. Mutlaka Sezgin Kaymaz okumanızı tavsiye ederim.
Kitapla ilgili detay veremiyorum olayın sihri kaçar diye düşünüyorum çünkü yazar adeta bir sihirbaz, yaptığını anlatmak sihrin anlamını kaybettirir.
Siz de hayretler içinde kalarak okuyunca anlayacaksınız.
Geber AnneSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019899 okunma
Sezgin Kaymaz okuduğum her kitabından sonra 'en iyisi buydu ' hissi veriyor. Ama şimdilik en iyisi bu!
Hayatı en derinden sorgulama cesareti gösterebilecek herkesi, sayfalar arasında kaybolmaya davet ediyorum.
Bütün tabularınızı yıkın, kabullenmisliklerinizi yakın.
Yepyeni gözlerle dunyaya bakmak için işte size bir fırsat.
Ayrıca 1998 yılında 'İnception' yazmış üstad
Felsefik roman olur mu? Vallahi olmuş. Hem de en derininden... Üstelik sürpriz sonlu.
Eee daha ne olsun
Geber AnneSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019899 okunma
Öncelikle gerçekten ince düşünülmüş bir kitap. Ruhların bedenlerin ve zamanın hikayesi... Kötü yönde eleştirecek olursak eğer bu kitabı kesinlikle uzun olması diyebilirim. Bu kadar efektif konusu olan bir kitabın boş ve gereksiz ayrıntılarla konusunun sıkıcı görünmesine gerçekten üzülmedim değil. Yani betimleme konusunda bazı yerlerde çok abartıya kaçılmış ancak betimleme sevenler beğenir diyebilirim ki ben daha olay odaklı bir insan olduğum için çok da güzel diyemedim. Kitabı boş düşüncelerle ve hayata karşı bakış açısı gelişmemiş insanlar eline aldığında kitapta oğlancılık, pedofili gibi kavramlardan bahsediliyor diye düşünebilir. Bu düşünceyi yıkan da aşkın ruhlar arası bağlantı olduğunu düşündürtmeyi başarmasıdır Sezgin Kaymaz’ın. Tavsiye ederim.
Geber AnneSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019899 okunma
Yazarından okuduğum kaçıncı kitaptır bilmiyorum, saymayı bıraktım artık. Dilini, seçtiği konuları ve karakterleri işleyiş tarzını çok beğenirim. Sezgin Kaymaz'ın ölüm konusuna ilişkin yaklaşımını dikkat çekici bulmuş ve sevmişimdir hep. Bu sefer ise zaman kavramıyla ilgili farklı bakış açısı sunmuş okuruna. Ama okuduklarım arasında beni en az doyuran kitabı bu oldu sanırım. Mucize çocuğun insanlarda uyandırdığı duyguların anlatıldığı kısımları fazla uzatılmış buldum. Düğümün çözüldüğü o kilit sahneyi önceden tahmin etmiş olmam da tatmin duyguma ket vurdu büyük ihtimalle. Hikayeye yine-yeni-yeniden köpeklerin dahil edilmesi çok mutlu etti beni. Yazarla pozitif bağ kurmama neden olan en büyük etmen köpek sevgisi ve köpekleri kitaplarında karakter olarak çok güzel kullanması. Kitapta geçen mezarlığın semt mezarlığımız olması da tuhaf bir farkındalıktı.
Sezgin Kaymaz kitaplarını severim. Okuyamadığım dönemlerde beni o ruh halinden çıkarır. Bu kitabı da okuduğum diğer kitapları kadar olmasa da güzeldi. Daha kısa olabilirdi diye düşünüyorum.
Geber AnneSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019899 okunma
İnsanı “beğendim mi, beğenmedim mi?” ikilemine sokan bir kitap. Kurgu, sıradan bir ailenin yaşantısıyla başlayıp bambaşka yerlere evriliyor. Zaman ve boyut üzerinden fantastik türe geçiş yapıyor ve işte tam bu noktada okuyucuya “hadi artık” dedirten bir bölüme geliyor. Sır var, evet, ama neden bu kadar dolambaçlı ve okuyucudan bu kadar uzak? Ana omurga keşfedildikten sonra beklenen şey ortaya çıkıyor ve final ne yazık ki sürpriz etkisi yaratmıyor.
Sezgin Kaymaz denilince elbette mizah işin içinde; ancak —bu kocaman bir ama— dini yani İslami değerlerin birer malzeme hâline getirilmesi beni rahatsız etti. Ayetler, iman gibi kavramlar bir kitapta bu şekilde ele alınmamalı. Hem fantastik bir romanda illa dindar karakterler mi olmalı? Ya da neden bu değerler dalga malzemesi yapılmak zorunda? İnansın ya da inanmasın, bir kesimin kutsalını bu kadar hafife almak insanlığın evrenselliğiyle bağdaşmıyor.
Kitap iyi mi kötü mü tartışılır; ama beni etti.
Geber AnneSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019899 okunma
Sezgin Kaymaz’ın Geber Anne kitabını okudum. Normalde yazarın üslubuna, anlatım tarzına ve diline bayılırım ama bu kitapta aynı tadı alamadım. Zor bitirdim, çünkü bana göre kitap gereğinden fazla uzatılmıştı ve bazı bölümler gereksiz detaylarla doluydu. Bu yüzden temposu düşük kaldı ve içine tam olarak çekemedi. Yine de Sezgin Kaymaz’ı sevdiğim, kaleminin gücüne ve karakter yaratmadaki ustalığına hayran olduğum için puanım yüksek. Geber Anne, hikâye açısından sürükleyici olmasa da, dil ve anlatım yönünden yine de güçlü ve edebi derinliği olan bir roman olmuş.
Geber AnneSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2019899 okunma
Sinop (Erfelek) doğumluyum. 5 yaşıma kadar orada kaldım, babam bizi terk ettikten sonra 5 kardeş, bir de anne Konya'ya taşındık. İlkokulu ve Koleji (O zamanlar Maarif Kolejiydi) Konya'da bitirdim. 1980'de Hukuk okumak için Ankara'ya geldim. Sporla ilişkim okulla olan ilişkime ağır bastığı için üçüncü senemde Hukuk Fakültesinden ayrılıp Hacettepe İngiliz Dil Bilimine geçtim. Son sınıfa kadar okulun en başarılı öğrencilerinden biri olmayı bile becerdim. Son sınıfa dönemlik kaydımı yaptırmaya gittiğim gün Türkçe dersini alttan almam gerektiğini, çünkü çaktığımı söylediler. Ben de sinirlenip son sınıftan terk ettim. O arada öğrenci affı çıktı. 10 sene önce sıkılıp bıraktığım Hukuk Fakültesinin 10 sene önce yüzüne bile bakmadığım derslerine üç ay çalışarak hepsini verdim ve afla geri dönüp yeniden Hukuk öğrencisi oldum. Bir süre sonra sınıf arkadaşlarım işi abartıp bana "Amca" demeye başladıkları için tekrar sıkıldım ve tekrar bırakıp İngiliz Dil Bilimine döndüm. Çok şükür diplomamı aldım.
Spora cirit ve çekiç atarak başladım, daha sonra hentbolü seçip 31 sene boyunca antrenörlük yaptım. Araya sıkıştırdığım spor değil okul oldu her zaman. Bu süreçte Kulüp takımlarının yanı sıra Millî Takımları da çalıştırdım.
1990 senesinde günlük uyku ihtiyacımın 1-2 saati geçmediğini, hâttâ 3 saat uyuduğum zaman ertesi gün akşama kadar baş ağrısı çektiğimi fark ediverdim. Geceleri okumaktan sıkılınca da yazmaya başladım. Çok sevdiğim bir arkadaşım taslaklardan birini İletişim'e sızdırınca da Can KOZANOĞLU bana "yazar" dedi. O günden sonra spor dahil diğer bütün işler "araya sıkıştırılan" işler oldu. Yazmanın bu kadar hoşuma gideceğini bilseydim 31 sene top peşinde koşmazdım. Gerçi şu anda Voleybol Federasyonunda top kovalamaya devam ediyorum ama gecelerin bana kalan birkaç saatlik kısmı var. Orada yazmaya çalışıyorum.