“İnsanların hoşuna gidecek biçimde davranmayı oldukça beceririm biliyorsun. Onun için, bana önem verilmesinde bu aldatıcı tavırlarımın payı vardır diye endişe ederim.”
Birden karşısına çıktılar. Yüksek ekinlerin arasından Turgut’a doğru gelmişlerdi demek. Ellerinde, kayışlarla tuttukları bir tabut vardı. “Demek bugün gömeceksiniz?” dedi onlara. Adamlar tabutu yere bıraktılar. Ceplerinden kara mendiller çıkarıp terlerini sildiler. Turgut yüzlerini hatırlayamıyordu bu adamların. Bir süre karşı karşıya durup konuşmadılar. Sonra, adamlardan biri; “Bu kadar paraya yapılmazdı bu iş,” dedi. “Bize bu kadar ağır olduğunu söylememiştin.” “Ben de bilemedim,” diye çekinerek karşılık verdi Turgut. “İnsan ölünce çok daha hafif olur sanmıştım.”
Hamdullah Bey de o kalın ve vakarlı sesinde garip bir düşkünlük ifadesiyle, "Sabiha, Sabiha!" diye sesleniyor, hanımefendi sofaya fırlıyor, karı koca kol kola verip odalarına gidiyorlardı. Herhalde onun akşam hizmetini karısı görüyordu. Bunu seyreden on beş yaşındaki Numune, kendisi bir bey ile evlendiği zaman, onun hizmetini kendisi görecek değil, onu kendisine hizmet ettirmeye karar veriyordu.