Gerçekten, dünya yarın ne olacağını sorununu böylesine basit renkler içinde görmemiştir hiç. Göstermek kolay ama çözüm bulmak zor. Politika bakımından dünya ikiye bölünmüştür: Bir bölüğünü Anglo-sakson demokrasileri sembolleştiriyor, bir bölüğünü de Rusya. Sembolleştiriyor diyorum, çünkü herkes, geleceği bu bölüklerden birinin üstünlüğünü düşünerek hayal etmektedir. Geleceğin kendisi ise, kabaca demokrasi ve komünizm kelimeleriyle sembolleştiriyor. Oysa gerçeğin kendisi pek öyle kolay kolay kalıplara sokulmaz. Anglo-sakson demokrasisi birleşik Amerika'da liberal, İngiltere'de sosyalist olarak görünmektedir. Ama İngiliz "sosyalizmi", ister istemez, dünyanın bir parçasını sömürmekte, dolayısıyla, örneğin, Yakın Doğu'da tutunabilmek için de müslümanların Hindulara karşı düşmanlığını beslemekte devam ediyor. Liberal Amerika ise, Zencilere ve Yahudilere, yasaların ne içinde ne de büsbütün dışında olan ırk düşmalığını, bir bakıma Nazi ırkçılığını sürdürüyor gibidir. Aynı Amerika faşizmi, bulduğu her yerde, İspanya'da, Yunanistan'da ve Türkiye'de destekliyor ve öbür memleketlere de şunu açıklıyor sanki: Sizinle ilgilenmemi istiyorsanız, bu üç memleketten örnek almanız akıllılık olur. Genel olarak, Anglo-sakson demokrasisi, ister istemez, başkalarının özgürlüğü ile pek kaygılanır görünmüyor. Rus komünizmine gelince, o da hayatını kurtarmak için, proleterya devriminin dünya yüzüne yayılmasını zamansız olarak geri bırakmak, kendi toprakları üzerinde özgürlüğü kısıtlamak, sınıf ayrıldıklarına, yani bir çeşit haksızlığın bir süre için yeniden belirlenmesine hatta yurt ve din konularında ki gerilemelere göz yummak zorunda kalıyor. Böylece, Avrupa'da açıkça Anglo-saksonlardan yana olanlar, gerçek bir demokrasiyle değil, özünü gizleyen bir totalitercilikle bağdaşmak zorunda