• 144 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    HAYAT İŞTE...

    Hayat, bir otobüs yolculuğunu andırıyor belki de. Herkes aynı aracın içinde, aynı yöne gidiyor sözde.

    Dışarıdan bakıldığında çok benziyoruz. Ama içimizde bir ben daha.
    Belki özenle büyütüp, koruyup, sakladığımız..
    Belki kimse görmesin diye içimize gömüp sakladığımız..
    Belki de emin olamadığımız için sakladığımız..
    Ama hep SAKLADIĞIMIZ!!

    Savaş..
    Yüzbinlerce masum insanın hayatını kaybettiği, binlerce kişinin yaralandığı, akıl almaz işkencelere, tecavüzlere sahne olan, insanlığın diri diri toprağa gömüldüğü, yürek kaldırmaz sahnelerle dolu yıllar..
    Bombalanan şehirler..
    Yıkılan şehirler..
    Kanla sulanan toprak..
    Ömür boyu sakat kalan binlerce insan.
    Ve dahası, okurken bile derin izler bırakan bu insanlık dışı vahşeti bire bir yaşamış, belki de ölmek için dua etmiş binlerce insanın ruhundaki o derin yangının izleri..

    Çünkü "Tanrı Sırptır." değil mi? (!)
    Çünkü o topraklar Tanrı tarafından size verildi. (!)

    Adı, etnik arındırma bu vahşetin. Müslüman oldukları zaman Türk oldu diye nitelendirilen Bosnalılara karşı bir soy kazıma merasimi.

    Bazı kitapları için titreye titreye okursun. Binlerce sahne canlanır gözünün önünde.
    Bazen Bosna - Hersekli bir kadın olur kahramanı..
    Bazen Kudüslü bir çocuk..
    Bazen Kerküklü bir Türkmen genci..

    Dünyanın sesinin kesildiği, gözünün kapandığı, yok saydığı ; fakat insan olanın, adaletten, özgürlükten yana olanın yüreğini lime lime doğrayan bir acı..

    ....................

    Belki aşk acısıyla savunmasız kalmış, yenik düşmüş MERVE 'yiz biz.
    Bilincimizdeki kabuk çatlamış, ve o çatlaklardan yabancı ve egemen bir güç içeri sızmaya çalışıyor.

    Belki BAHAR' ız, bahar gibi bir gelişin ifadesiyiz. İnce, zarif, güzel, narin..

    Şehit bir babayız, ya da iyi bir öğretmen. Belki de aynı paydada buluşan KEMAL ve HALİT 'iz.

    Piskopat (!) MUSA' yız belki. İçimizin katranı, yüzümüze yansımış.

    Onun okula gönderilmeyen ablası ZELİHA 'yız.
    Gurbetçi Zeliha..

    ABDULLAH SAMİ' yiz belki. Bilmiyoruz din nedir, dindarlık nedir. Karşılığı olur mu gösteriş için yapılan ibadetlerin?
    İnsanların değerini neyle ölçmeliyiz?

    Belki ÖMER 'iz hepimiz, hep kitap okuyan. Aydınlık bir ufka bakan eğitimli, kültürlü insanlarız.

    HALİL BEGOVİÇ' iz belki.
    AİDA SPAHİÇ 'iz.
    JELENA' yız.
    MARKO 'yuz.
    Acıyız..
    Nefretiz..
    İNSANIZ!!!


    Belki de İLYAS ve AYSEL gibi, her şeye rağmen yakalayabilmişizdir aşkı.
    Ki aşk, avucuna aldığın zaman kanatları dağılan narin bir kelebektir. :)

    Böylesine güzel bir kitabın yazarının bu sitede olması onurdur benim için.


    Keyifli okumalar.. :))
  • Ümitlenmenin iyi bir şey olup olmadığı konusunda kararsızım.Çünkü sizi hem hayata bağlıyor hem de tüketiyordu.

    Sadece dua ettim."Allah 'ım bir vesile çıkar, bir şey olsun çıkayım buradan." diye çok dua ettim.
  • 448 syf.
    ·6 günde·6/10
    Birkaç yıl önce doğum günümde hediye olarak aldığım ve yıllardır okumayı ertelediğim bir kitap Atlıkarınca.

    ~Spoiler sayılabilir~

    Anna Balint adlı yetenekli bir balerinin ve hayatına giren insanların yaşam öykülerine dahil oluyoruz. Kitap iki kısımdan oluşuyor diyebilirim. İlk kısımda Anna'nın kariyerinde ilerlemesi, Bolşoy Tiyatrosunun baş balerinliğine yükselmesi ve Sergey'le yaşadığı yasak aşkı anlatılıyor. İkinci kısımdaysa Anna, tanıdığı herkesin ölümüne tanık oluyor. Yazarın Anna'ya acı çektirmek için kullandığı yol bana basit geldi. Ölüm derinliği olan ve yaralayıcı bir olay olabilir, peş peşe tüm karakterler öldüğündeyse bana kalırsa anlamını yitiriyor. Sergey'e duyduğu aşkın 'büyük' olduğunu ya da Sergey'in Anna'yı aynı derecede sevdiğini de düşünmüyorum. 30'lu yaşlarındaki evli ve çocuklu bir adamın 18 yaşındaki genç bir kadınla birlikte olması her açıdan yanlış, kitaptaki aşkın derinliğini hissedebilseydim bu noktanın üzerinde durmazdım.

    Bunların yanında kitapta belirgin olarak fark edilen şey, Anna'nın değişimi. Gençliğindeki neşe ve ümit dolu halinin soluşu, üst üste yaşadığı kayıplardan kendini de sorumlu tutuşu ve intiharı deneyişi karakterindeki değişiklikleri net bir şekilde gözler önüne seriyor.

    Klasik romanları seven okurların pek sıkılacağını düşünmesem de okunmasını tavsiye edeceğim bir kitap değil. Aşk ve ölümden çok bale üzerinde durulsaydı kitabı sevebilirdim. Karakterlerin birbirlerine hitaplarındaki laf kalabalığı da kitabın eksilerinden bir tanesi.
  • 448 syf.
    ·6/10
    Ne yazık ki hayal kırıklığı yaşadığım bir kitap yarım bırakmamak için kendimi zorladım kitabın ilk başları daha sürükleyiciydi ama sonu tam bir hüsrandı benim için bu kitabı okuduktan sonra artık araştırmadan , yorumlarını okumadan kitap almamaya karar verdim .
  • 448 syf.
    ·3/10
    Kitap ismini kahramanın çocukluğunun geçtiği çiftlikteki atlı karıncadan alıyor sanırım.Aslında yazarların ilk yazdıkları kitaplar çok güzel oluyor.Sonrasında yayın evi anlaşmaları,ticari amaçlar vs işin içine girince kalite düşüyor.Yazarımızın görüntüde tek kitabı olmasına rağmen ben umduğumu bulamadım.
  • Bunu bir daha söyleme olur mu ? Beni duyuyor musun? Mutluluktan korktuğunu bir daha söyleme. Çünkü sen onu;biz onu hakediyoruz!
  • 448 syf.
    ·7 günde·7/10
    Tıpkı sepya tonlarındaki kapağın hissettirdiği gibi, yıllarını Bolşoy sahnesinde dans ederek geçirmiş, döneminin en büyük ve ünlü balerini Anna Balint'in tüm kemiklerine işlemiş kanserin etkisiyle yattığı hastane yatağında geçmişe, yıllar öncesine, çocukluğunun geçtiği salaş çiftliğe dönüşüne, çiftlikteki atlıkarıncada geçirdiği anları anımsayışına tanık oluyoruz. Kızının kendisi gibi çiftliğe sıkışıp kalmasını istemeyen annesinin Anna'yı alarak Belgrad'a , bir bale okuluna getirmesiyle Anna'nın hayatı tamamen değişiyor.




    Anna Balint'in Belgrat'tan Moskova'ya; Bolşoy sahnesinin baş balerini oluşuna doğru ilerleyen yaşam öyküsü akıcı ve sıcacık bir dille anlatılmış. Yer yer diyaloglara fazla yer verilmiş olduğu hissedilse de yine de okuyucu farklı bir atmosfere taşıyan bir kitap. Romanda yer alan herkesin birbirine aynı hitap sözcüklerini kullanıyor oluşu ise bunun bir "ilk roman" oluşuna bağlı olduğu ya da çevirisinin başarısız olduğunu düşündürüyor. Yine de sanata bale dansına ilgi duyan pek çok kişinin severek okuyacağı kesin...