Puan vermedi·1192 syf.··
Beğendi
·
2025 54. kitabı
"Savaşta oğlunu kaybeden anneye karşı bütün insanlar suçludur ve insanlık tarihi boyunca bu annenin önünde boş yere kendilerini aklamaya çalışırlar.” Yaşam ve Yazgı, İkinci Dünya Savaşı nın kırılma noktası olan Stalingrad Savaşı Rusya’sında geçer. Ve yazgının ellerinden tutup götürdüğü insanların destansı hikayesidir. Peki 1960 yılında yazarın bitirdiği bu başyapıt KGB tarafından el konulup neden imha edilip yasaklanmıştır? (Neyse ki kopyası gizlice yurtdışına kaçırılıp 1980 yılında başka ülkede basılmıştır.) Çünkü #vasiligrossman; Savaşın dehşeti, halkın sefaleti, hapishane ve ihbar edilme korkusu, belirsiz yazgılar, totaliter rejim ve faşist rejim karşılaştırmalarını, köylüler, generaller, bilim adamları, askerlerin farklı bakış açılarıyla gerçekleri gözlerimizin önüne sererek savaşın yıkıcı etkilerini geniş bir Rus ailesinin fertleri üzerinden cesurca bu savaş karşıtı şaheseri yazmış. Yazar romanı annesine adamıştır, kitaptaki fizikçi Viktor Ştrum ve annesi Anna gerçek hayatından esinlenilmiştir. Romandaki birçok rus ve alman generaller gerçektir. Romanda onlarca karakter ve mekan okuyoruz. Ama ben oğlu Tolya yı hastaneye ziyarete gittiğinde öldüğünü öğrenen Lyudmilla, asılsız ihbar sonucu hapishanede işkence gören eski kocasına ulaşmaya çalışan Jenya, yaşına rağmen sefalet ve savaşın ortasında tüm aile ve çevresine destek olan Aleksandra, gaz odasında yazgısıyla yüzleşirken küçük bir çocuğun elini bırakmayan doktor Sofya, sevgilisinden hamile olan ve onun gelmesini bekleyen Vera ve daha bir çok kadın karakterlerin hikayelerini asla unutmayacağım. Nasıl bitecek bu 1200 sayfa diye başladığım bu üç ciltlik şaheser, araya kitap almama, ilk başlardaki karakter ve mekan karmaşası sebebiyle tekrar baştan başlamama rağmen ilk yüz sayfadan itibaren aktı gitti
Yaşam ve YazgıVasili Grossman · Can Yayınları · 202222 okunma
10/10
·341 syf.··
Beğendi
·
2024 52. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2024 16:04
Tamirci, Amerikalı yazar Bernard Malamud'dan okuduğum ilk kitap oldu ve kitabı çok beğendim, etkisinden uzun süre çıkamayacakmışım gibi görünüyor. Konu itibariyle 20. YY başlarında, I. Dünya Savaşı'na giden süreçte Rusya'da geçiyor. Yahudi bir yoksul olan Yakov Bok iş bulmak için Kiev'e doğru yola çıkar; Yakov, karısı dahil her şeyini kaybetmiş bir insandır, tek istediği insan gibi geçinmektir. Kiev'e gelirken, karlar altında yatan yaşlı bir fabrika sahibi Nikolay Maksimoviç'e yardım eder ve Maksimoviç de ona hayırseverlik olarak fabrikasında iş teklif eder. Dönemin Rusyasında Yahudilere karşı nefret ve soykırım olduğundan kimliğini gizleyerek bu işi teklif eder Yakov. Fabrikada işe başlaması dönüm noktası olur Yakov için. Aynı günlerde Jenya Golov adlı küçük bir kız çocuğu öldürülür ve cinayeti işleyen kişi Yakov olduğu düşünülür zaten bu dönemde tüm suçlar Yahudilere atılmaktadır. Yakov tam kaçacakken yakalanır ve hapse atılır. Hapiste, masum olmasına rağmen psikolojik ve fiziksel işkenceye maruz kalır, bitmek bilmeyen dakikalar yaşar. İşin kötü yanı delil olmamasına rağmen suçunu itiraf etmesine zorlanır ama kabul etmez. Yakov'a göre tek suçu Yahudi olmaktır, kitabı okuyunca ona hak vereceksinizdir. Hapishane bölümlerini okumak benim açımdan zor oldu diyebilirim; Yakov'un zorlu ve iğrenç şartlarda adaleti beklemesi, psikolojik zorlukları ve tanrıyla hesaplaşmasını ben oturduğum yerden iliklerime kadar hissettim. Kitabı Dreyfus davasından da etkilenerek yazıldığını çok iyi görebiliyoruz Malamud'un. Ülkemizde de her dönem böyle adaletsizlikiler ve zulümlere şahit oluyoruz. Kitap II. Nikolay döneminin iğrençliklerini, adaletsizliğini ve Yahudilere olan soykırımı sert bir şekile ortaya seriyor. Son zamanlarda okuduğum en derin ve en sarsıcı metin oldu benim açımdan,
TamirciBernard Malamud · Kafka Kitap · 20131,407 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Roman üzerine bir tahlil
8/10
·418 syf.··
2024 260. kitabı
Ahmet Ümit -" Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" üzerine bir tahlil “ Aşk, yaşamı; cinayet, ölümü sıradanlıktan kurtarır.” Roman bu cümleyle başlıyor. Bir yılbaşı gecesi Engin Akça adındaki bir ölünün bulunması ile başlıyor her şey. İlk bölümde biz maktulün ölüme gidişini adım adım izleriz. Yazar burada hâkim bakış açısıyla bize Engin Akça’nın son anlarını gösterir. Engin Akça’nın ölüsü Tarlabaşılılar Kulübü’nün kapısında bulunmuştur. Bu durumdan şüphelenen Başkomser Nevzat, kulübün sahibi Barbut İhsan’ı sorgular. Barbut İhsan, daha önceden Engin ve onun patronu Kara Nizam’la tartışmıştır, tüm şüpheleri üstüne çeker. Barbut İhsan, kendisinin suçsuz olduğunu Engin’i Nizam’ın adamlarının öldürmüş olabileceğini, kendine suç atmak içinde bunu kendi kulübünün önünde gerçekleştirdiğini dile getirir. Barbut İhsan’la Kara Nizam arasındaki tartışmanın asıl nedeniyse Çilem adındaki kadındır. Çilem önceleri Barbut İhsan’ın yanında ve onun sevgilisiyken İhsan’ın hapse girmesi sonucunda Kara Nizam’la birlikte olmaya başlar ve onla evlenir. Kara Nizam’la Çilem’i tanıştırdığı için Barbut İhsan, Engin’i de sevmemektedir. Ancak bir ara Engin ile Çilem’inde ilişkisi olduğu söylenir. Hem Barbut İhsan hem de Kara Nizam birbirini suçlamaktadır. Başkomser Nevzat ve yardımcısı Ali olayı çözmek üzere maktulün evine giderler. Evde birinin olduğu anlarlar, çatışma çıkar. Komiser Ali, daha sonra isminin Titiz Tarık olduğu öğrenilecek olan kiralık katili öldürür. Barbut İhsan’ın mekânına Molotof kokteyli atılmasıyla birlikte olaya Ferhat Çerağ kültür merkezinin sahibi Nazlı’da olaya dâhil olur. Zanlı listesi sürekli artarken, cinayetten sonra başkomser Nevzat’ın çorbacı da gördüğü eskiden de tanığı Saltanat Süleyman’ın tesadüfen sokakta yaptığı bir kavgaya denk gelir. Bıçak atışından dolayı da onu
Edebiyat
Beyoğlu'nun En Güzel AbisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,5bin okunma
65. Koğuş
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
Ömürden giden 40 gün... Kayıp ama kimisine çok şey de katabilir. Tıpkı Meryem Dülger gibi. Büyük travma derin yaralar bıraksa da; 40 gün hiç fikri olmayan bir konuda empati yapabilmesini, her ne olursa olsun devam edebilme azmini, kendini fark etmesini ve çok güzel bir deneyim eseri bırakmasını sağlamış. Hayat neler öğretmiyor ki; "Aynı sıkıcı grinin başka bir tonuna boyanmış bu yatağın üzerinde incecik bir şilte ve onun üstünde serdiğim, sarı lekeli beyaz bir çarşaf var. Çarşafın üstünde de ben... Ben ki kırk döşek altında bir bezelye tanesi koysanız gece rahat edemeyen Meryem..." Meryem, kendi hikâyesi anlattığı kitabına Nazım'ın otobiyografisi ile başlamış. Kalbimi çaldığı ilk an bu oldu. Bir söyleşide; " Nazım, çünkü insan derdini anlayana daha yakın oluyor." demiş Arkadaşına "Eğer ilk kez opera izleyeceksen gerçek bir salonda izlemelisin" diyerek gittikleri Ukrayna Lviv'de Meryem'in yaka paça alıkoyulması ile başlıyor herşey. Tıpkı bir film senaryosu gibi. Sonrası suçunu bilmeden hapishanede geçirdiği bitmek bilmeyen 40 gün... Meryem'in günlüğü bu kitap. Yaşadıklarını, hissettiklerini o kadar güzel kelimelere dökmüş ki koğuşta onunla aynı havayı soluyor gibi okudum. Çok yakın bir tarih olması ilgimi daha çok çekti. "Şu an en son dertlerimden biri yemek oysa ki. Buraya gelene kadar en büyük dertlerimden biri, iyi yerlerde iyi yemekler yemekti oysa ki." Aynı dili bile konuşmadıkları koğuş arkadaşları Irina ve Jenya ile iletişim çabası, geçmek bilmeyen zaman içinde zihninin karışıklığı, onu sevmediğini düşündüğü kardeşi Onur'un yaptıkları ve yaşadığı şaşkınlıklar ile suçunun araştırılma süreci gibi bir çok detayı tarih tarih, duygu duygu kaleme almış. "Burası, sırtımdaki tuz çuvallarına rağmen, kafama vura vura kendimi dinlemeyi öğretti bana." İtiraf edeyim,
Edebiyat
65. KoğuşMeryem Dülger · Eva Yayınevi · 202216 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2022 45. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2022 21:36
Opera için gittiğiniz bir ülkede aniden kollarınızdan tutulup bir hapishaneye atıldığınızı hayal edin! Tüylerinizin diken diken olduğunu biliyorum ama konu tam da bu! Opera için gittiği Ukraynada tam 40 gün hapis kalan Meryem’in hikayesi. Kırk günü siz de onunla beraber iliklerinize kadar hissedecekseniz. Çünkü ne Meryem neden orda olduğunu biliyor ne de okuyucu. Hissettiğiniz şeylerden en yoğun olanıysa çokça sinir krizi. Koğuş arkadaşlarınız(!) Irına ve Jenya hiç anlamadığınız bir dilde 7/24 konuşcaklar,hiç anlamadığınız bir dilde televizyon 7/24 açık kalacak,7/24 odanızda sigara içilecek,cam kapanmayacak,soğuk içinize işleyecek,duş alamayacak,yemek yiyemeyecek bütün bunlara neden katlandığınızı öğrenemeyecek ve hepsine ek olarak kafayı yemeyeceksiniz. Kahkahanızı bıraktığınızı duyuyorum ama konu tam da bu! Meryemle beraber sinirden koğuş parmaklıklarını saydım,aklıma gelen ihtimallerle kendimi boğdum,kitabın sonunu zor getirirken o bunları nasıl yaşadı dedikçe delirdim. Fakat kitabın kapağını kapattığımda tekrar tekrar emin olduğum bir şey vardı ki hayatımıza aldığımız her insan,selam verecek kadar tanıdıklarımız bile bütün hayatımızı etkileyecek hale gelebiliyor. Hepsine tek tek,özenle bakmalı,hayatımızdan çıkarırken de aynı özenle tamamen silmeliymişiz. Sonsuz güvenmemeyi,kendi sınırlarımız olduğunu gözlerine sokmalıymışız. Neyi neden yaşadığını öğrenmeye çalışırken aklını kaybetmemek için harika bir savaş veren Meryem’in hikayesi,sonunu öğrendiğinizde,Meryem’i tamamen tanıdığınızda yutkunmanıza engel olacak! Kitaplıklarınızda yer almazsa içimde ukte kalacak kitaplardan oldu. Mutlaka,şans verin
65. KoğuşMeryem Dülger · Eva Yayınevi · 202216 okunma