Bu korkunç değişikliğin tek nedeni, kendine inanmayı bırakıp başkalarına inanmaya başlamasıydı. Kendine inanmaktan vazgeçmiş, başkalarına inanmaya başlamıştı, çünkü kendine inanarak yaşamak çok zordu: Kendine inandığında sorunlarını kolay sevinçler arayan hayvansal "ben"in yararına değil, neredeyse her zaman bu hayvansal "ben"e karşı koyarak çözümlemesi gerekiyordu; oysa başkalarına inandığında ortada çözümlenecek bir sorun olmuyordu. Her şey zaten çoktan çözümlenmişti.
"Hata, savcıların, genel olarak da tüm mahkeme üyelerinin yeni, liberal insanlar olduklarını sanma alışkanlığımızda. Aslında bir zamanlar öyleydiler ama artık durum tümüyle değişti. Artık sadece ayın sonunu düşünen birer memur haline geldiler."
"Bir insanın başkalarıyla bir araya gelip İncil okuduğu için sürgüne gönderilmesine izin veren yasalar mı var?"
"Bırakın öyle pek uzak olmayan yerlere sürgüne yollamayı, kürek cezası bile verirler, yeter ki İncil okurken onu emredilenden farklı bir şekilde yorumladıkları ve böylelikle kilisenin yorumunu onaylamadıkları kanıtlanmış olsun. Yüz doksan altıncı maddeye göre, Ortodoks inancını kötülemenin cezası sürgündür."
"Olamaz."
"Olur. Mahkemedeki beyleri gördüğümde onlara minnettarlığımı sunmadan edemediğimi hep söylerim," diye devam etti avukat, "çünkü eğer ben hapiste değilsem, siz de öyle, bizler hepimiz hapiste değilsek bu sadece ve sadece onların iyi yüreklilikleri sayesindedir. Yoksa her birimizi temel haklarımızdan yoksun bırakmak ve öyle pek uzak olmayan yerlere sürgüne göndermek en kolay iştir."