Spoiler içerir.
Komiser Maigret, müfettiş Mejat, hâkim Forlacroix ve daha pek çok karakteri olan 128 sayfalık kısa bir polisiye roman. Sayfa sayısı az olması kolay okunurluğu sağlamıyor nitekim sanki bir Rus romanıymışçasına çok karakter var.
Anlatım tarzı olarak da (belki de bir çeviri eser olması dolayısıyla) akıcı değil. Sondaki neticeye hiç bağlanmayan gereksiz ayrıntılar var bazı kısımlarda. Hâkimin evinde bulunan bir cesete ilişkin yürütülen soruşturmada hâkimin eskiden işlemiş olduğu bir cinayeti itirafı, bende bu iki cinayet öyküsünün bir noktada birleşeceği gibi bir düşünce uyandırsa da geçmişte işlenen cinayet hiçbir noktaya bağlanmadı.
Karakterlerin tahlili yetersizdi.
Kimin neyi hangi motivasyon ile yaptığı noktasında tatmin edici bir bağlam yoktu.
Hayat kısa, dünya üzerinde yazılmış her kitabı okumak mümkün değil. Dünya üzerindeki kısıtlı vaktimizi düşünülürse, Hakimin Evi nin okunmaya değer bir eser olduğunu düşünmüyorum...
Hakimin EviGeorges Simenon · Nisan Yayınları · 199232 okunma
Gurur duymalıyız ve daha çok duyurmalıyız. Metin Toker gibi bir değerimiz var ki, İnönü'nün aynı zamanda damadı olmasına rağmen, İnönü'nün yanlışlarını da objektif şekilde aktarmıştır. O kadar kıymetli bir külliyat ki Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları dizini... Objektif bir bakış açısıyla, o dönemin baş kahramanlarının demeçlerine, ülkenin o günlerdeki havadislerine o kadar sade bir akışla değiniyor ki sanki bir macera kitabıymışçasına bir sonraki sayfayı merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz. O dönemin başrollerinin yürüdüğü yolları, zaman zaman zihniyetlerini, stratejilerini anlamış oluyorsunuz...
Tarih okumalarını hiç sevmem, oldum olası da tarih ilgimi çekmemiştir. Bu dizin sayesinde anlıyorum ki ilgimi çekmeyen tarih değil o tarihin anlatım biçimi imiş.
Türkiyemizin yakın tarihini merak eden ilgilenen herkese bu kıymetli dizini okumalarını tavsiye ederim. Ben de cilt iki ile devam edeceğim.
Son olarak, kitaptan bana göre bu cildi ve dolayısıyla birinci cildin konu aldığı zaman aralığını özetleyen şahane alıntı ile bitireyim:
"İnfialin hedefi doğrudan doğruya İsmet İnönü idi ve Çankaya'da İsmet İnönü bunu pek bilmiyordu. 1944'lere gelindiğinde ve tehlikenin büyüğü geride kaldığında Cumhurbaşkanı sanıyordu ki millet kendisine, dış politikadaki dirayetli, basiretli tutumundan, başarısından dolayı sadece minnetli sevgi duyguları ile bağlıdır.
Tuhaftır, böyle bir duygu gerçekte de vardı.
Fakat bu, madalyonun tek yanıydı.
Halk, savaş felaketine uğramamış olmamızın şerefini İsmet Paşaya veriyordu. Bunu kendisinden esirgiyor değildi. Ama bunun yanında, gündelik hayatın bütün sıkıntılarının sorumlusu diye de aynı İsmet Paşayı görüyordu.
Bu tabii değil midir ve "her şey" olan insanın kaderi başka olabilir mi?"
Enteresan bir kitap. Ev toplamayı anlatan kitap mı olurmuş diyebilirsiniz ama gerçekten ev toplamayı anlatıyor. Ben kendimi bildim bileli dağınık biriyim. Çocukluğumdan beri de bilhassa annemden, "şu odanı topla" , "iğne atsan yere düşmez" gibi lafları fazlasıyla işitmişimdir. Özellikle son yıllarda ise bu durum evi toplamayı aşırı istemek ama buna ilişkin motivasyonu ve gücü kendimde bulamamak şeklinde tezahür etmişti. Bu konuda bir kitap okumak, motivasyon videosu izlemek gibi bir niyetim de yoktu esasında ancak kıymetli Beyhan Budak ın, kendisine göre okunmadan ölünmemesi gereken kitaplar listesinde Hayatı Sadeleştirmek İçin dan bahsedince ben de bir göz atayım dedim.
1 günde kolayca bitirilebilir bir kitap olmasına rağmen, yoğunluktan ve yaz bunalımından Temmuz ayında kendisine hiç dokunmadım :) Ancak kitap bir çırpıda okunabilecek düzeyde.
Temel mantığını özetlemek gerekirse, önce at, kalanlara da iyi davran diyor kısaca :)
Hatta evinizi sadece 1 kez benim konmari metodum ile toplarsanız, bir daha hiç toplamayacaksınız diyor yazarımız.
Kitap aslında oldukça bilinen basit şeyleri anlatmasına rağmen beni motive etti ve harekete geçtim. Bu sebeple dağınıklık problemi yaşayan herkese tavsiye edebilirim.
Lise zamanları kütüphaneden Kinyas ve Kayra yı görüp ödünç almam ile tanıştım Hakan Günday kalemi ile. Ama buna tanışıklık bile denmezdi. Zira yeraltı edebiyatı nasıl bir şey diye merakımdan elimde tuttuğum o popüler kitap beni hiç mi hiç çekmemişti. Bu sebeple tanışıklığımız merhaba merhaba düzeyinde kaldı yıllardır. Yazarı duymamak mümkün değil. Kitaplarını görmemiş olmak mümkün değil. Ama derler ya her kitabın vardır bir zamanı... Ve her kalemin de.
İşte böyle boşlukta kütüphanemde rastladım Daha ya.. Ve tek bir bilgi dahi edilmeden başladım okumaya. Kitap o kadar sürükleyici ki, elimden bırakma fırsatım olmadı. Tabii ki ağır veya iğrenç denebilecek anlatımlar içeriyor. Ama kitabın türü bu. Bunu bilerek başlamalısınız bu yazarın kitaplarına. Bunu bildiğiniz takdirde de okuma serüveninize devam edebileceksiniz.
Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçları anlamında da güzel bir bakış açısı ve farkındalık sağlamış bence kitap. Bu suçlar üzerinde belki de yeterince düşünmüyoruz.
Havada kalan bir iki nokta ve yer yer abartıldığını düşündüğüm aforizma miktarı haricinde şahane bir kitaptı, yazarın diğer kitaplarına kesinlikle şans vereceğim.
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma
Eminim birçok kişi Beyhan Budak'ın podcast veya videolarına 1 kez dahi olsa rastlamıştır. Podcast dinleme alışkanlığım olmasa da kendisinin yayınlarını dinlemek hep iyi hissettirmiştir bana. Mutluluğu Kaybettiğin Yerde Arama adlı kitabında da, "kendine iyi davran" serisindeki anlatımlarına benzer konulara değinmiş. Kitap birçok bölümden oluşuyor ve hiçbiri uzun değil. Kendi adıma konuşmam gerekirse kitabın tamamını Beyhan Budak sesinden dinliyormuş gibi okuduğumu söyleyebilirim. Aynı podcastlerinde olduğu gibi bu defa "okuyucusunu" sımsıcak kucaklıyor sanki. Kendimize karşı ne kadar acımasız ve adaletsiz davrandığımızın altını çiziyor ve şefkatli bir el uzatıyor adeta.
Çok rahat okunan çok iyi hissettiren bir kitap. "Kendine iyi davranmak" isteyen herkese ısrarla bu kitabı tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar.