Polonya'nın taksimi 100 yıldan fazla bir süre önce çok defa söz konusu olmuş ve ülke o zamandan beri kapalı bir yurt gibi değil, yabancı savaş kuvvetlerinin devamlı surette üzerinde dolaştıkları açık bir yol gibi görülmüştü. Diğer devletler bütün bunları engellemeli, Polonya sınırının politik sağlığını korumak için daima kılıç mı çekmeliydi? Bu, moral bakımından bir im- kânsızlığı istemek demektir. Polonya o dönemde politik bakımdan iskan edilmemiş bir stepten çok fazla bir şey değildi; diğer devletlerin arasına girmiş bu savunmasız stepi, arasına girdiği devletlerin müdahalesinden her zaman korumak pek az imkân dahilindeydi; bu devletin dokunulmazlığı da o kadar az garanti edilebiliyordu. Bütün bu nedenlerle Polonya'nın sessiz batışına, Kırım Tatarlarının sessiz batışından daha az şaşmak gerekmek- tedir. Bu sırada Türkler, her halükârda Polonya'nın varlığını korumasıyla diğer herhangi bir Avrupa devletinden daha çok ilgilenmişlerdi: fakat mukavemetsiz bir stepi korumanın bos bir
gayret olduğunu gördüler.
-“ Kötü giysiler içinde, sırtında 15-20 kg yükle ve hayatlarını ortaya koyarak uzun süre yürüyen ve ancak kuru ekmekle yetinen binlerce askerin durumunu düşünmekten daha dokunaklı bir şey var mıdır? Bunun savaşta ne kadar çok gerçekleştiği bilinince, nasıl olup da sık sık iradenin ve kuvvetin tükenmesine neden olmadığı, insan düşüncesinin kötü etkiler altında bu gayretleri nasıl meydana getirdiği ve desteklediği gerçekten kavranamaz.-“
-“ Akıl ve Ruh her zaman bilenmelidir. Keskin olmayan şeylerin kaderi ancak bir kılıç gibidir. Önce paslanır sonra gelen ilk darbeyle birlikte eğilir ve bükülür. Kırılmak ise ancak asil ruhun ve aklın sahip olabileceği bir şeydir. “-