Haziran, temmuz, ağustos ve iki gözümün çiçeği cânım eylül akıp gitmişti ellerimden. Dallarına konan kargalar arabaların üzerine pisliyor diye apartman yönetimince hunharca budanmış bir ceviz ağacının yapraksız, dalsız gariban gövdesine bakan, yata yata ortası çökmüş leş bir koltuğun üzerinde geçirmiştim koca yazı.
İnsanlar bir istasyona uğrayan trenler gibi ömrüme uğrayıp gitmiş, kimsecikler kalmamış ama Gülsüm kocaman bir kaya gibi orada durmuş, yıllara ve yollara meydan okumuş, beni hiç bırakmamıştı.
İçimde bir hınç aradım, ona karşı bilenmiş bir bıçak, ayların törpülemediği keskin bir kenar, küçük de olsa bir kızgınlık. Bulamadım. Zaman, dedim içimden, demek öfkeyi yenmiş. Yumuşacık örtülerini örtmüş tatsız hatıraların üzerine.
Bak, iyice bak, deniz dolsun gözüne.
Nasılsa rastlarsın, bu şehirde bile mutlaka, “gözüne deniz kaçmış” diyecek birine,“saçında kuş kalmış” diyecek bir başkasına...
Ece Temelkuran