Babalar ve Oğullar benim en sevdiğim kitap değil ama kesinlikle beni en çok düşündürenlerden biri oldu.
Turgenyev’in yazdığı o dönemin havası, kuşak çatışmasını bu kadar çıplak şekilde anlatması gerçekten etkileyici. Kitabı bitirdiğimde bir süre sessiz kaldım çünkü karakterler çok tanıdık geldi. O “eskiyle yeninin çatışması” sadece 19. yüzyıl Rusya’sına değil, bugüne de ait bir şey gibi.
Kitabın merkezindeki Bazarov, kesinlikle unutulmaz bir karakter. Akılcı, inatçı, duygulardan nefret eder gibi görünen ama aslında içten içe parçalanan bir adam.
Bir noktada ona hak veriyorsun, çünkü o da düzene, boş inançlara, sahte otoritelere karşı. Ama sonra fark ediyorsun ki onun da kendi içinde başka bir şey var: duygusuzluk. Bu da kitabın en vurucu yanı bence, hiçbir ideoloji, insanın kalbini tamamen susturamıyor.
Yine de kitabın bazı kısımları insanı yoruyor. Turgenyev’in dili ağır, bazı yerlerde fazlasıyla felsefi.
Karakterlerin uzun uzun tartıştığı bölümler, özellikle politik ve toplumsal fikirlerle dolu sayfalar, bir süre sonra tempoyu düşürüyor. Bir noktada kendimi hikâyeyi değil, bir fikir çatışmasını okuyor gibi hissettim.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri, kitabın sonunda Bazarov’un dönüşümü oldu. O kadar güçlü, umursamaz, duygulara karşı duran biri olarak başlamıştı ki, sonunda kırıldığını görmek gerçekten içimi burktu.
Çünkü o an anlıyorsun: ne kadar inat edersek edelim, insan duygularını yenemiyor. Bence Turgenyev bu yönüyle çok dürüst davranmış.
Ama bazı yerlerde yazarın “tarafsız” kalmaya çalışması beni biraz rahatsız etti. Sanki kendi karakterlerini tam savunamıyor, onlara mesafe koyuyor gibi. Belki bu yüzden kitapta biraz duygusal eksiklik var, fikir çok güçlü ama duygu bazen geri planda kalıyor.
Yine de, Babalar ve Oğullar bana şunu düşündürdü:
Zaman