Bırakalım bunları, cânım Efendim, bırakalım bunları da "cânım " diyelim birbirimize "cânım" diyelim bütün cânım dünyanın cânım insanlarına, hayvanlarına, bitkilerine, taşına toprağına..."Cânım" diyelim, yalan dahi olsa söz tatlı...
Evimizin alt katı, annemle benim barınağımızdı; masum bir hava eserdi burada. Yukarısı ise güç ve zeka kendine yurt edinmiş, yukarıya mahkeme, tapınak ve "baba saltanatı" yuvalanmıştı.
Baş belası ve iğrençti bu yaşam, sahteydi, tiksindiriciydi. Büyükler, sanki dünya dört başı mamurmuş da kendileri yarı tanrıymış, biz çocuklara pislik ve sürpüntüden başka bir şey değilmişiz gibi davranıyordu... Büyüklerinki de dahil olmak üzere sürekli alışkanlık kokuyordu yaşam, her şey kepazelik ve bayağılıkların zaferin kazanmasını sağlayacak gibi düzenlenmişti.
Önemli olan tek şey yalnızlığın: Ne yaparsan yap nereye gidersen git, gördüğün hiçbir şeyin önemi yok, yaptığın her şey boşuna, aradığın her şey sahte. Var olan tek şey yalnızlık, her seferinde er ya da geç karşında bulduğun, dost ya da yıkıcı yalnızlık; onun karşısında, her seferinde yalnız kalıyorsun, yardımdan yoksun, şaşkın ya da afallamış, umutsuz, sabırsız.