Roman okumayı sevmeyenlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. İlk okumaya başladığımda 68. sayfaya kadar okuyup bıraktım. İki hafta sonra tekrar okumaya başladım. Bu sefer de bırakmak istemedim, bir oturuşta bitirdim. Yazar kitapta, ruhsal bakımdan sağlıksız bir kişilik olan C karakterini anlatır. C nin hayatı gerçek sevgiyi aramakla geçer ve bu durum onu yalnızlaştırır. Güler, (kız arkadaşı) onu sevdiğini söylediğinde, “Nasıl kolayca söyleyebiliyor bunu sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?” diye yakınır C.
Nietzsche’nin yorulmak bilmeyen bir yürüyüşçü oluşunun, onun düşüncelerinin oluşmasında nasıl bir yeri olduğunu anlatıyor. Tükenmemek için yapacağınız en iyi işlerden biri yürümektir, kafanızı çalıştırmak, düşüncelerinizi yoğunlaştırmak, düzenlemek için yürümek. “Ormanlarda bolca yürüyorum ve muazzam sohbetler yapıyorum” diyor Nietzsche. Üstelik asıl aradığını dağlara çıkmaya başlayınca bulacaktır. Ona güç veren yollar buldukça yürür, günde sekiz saat yürüyerek yazmaya başlar.
Kitapta şöyle diyor: Yürüyüş Kant'taki gibi işe ara vermek ya da oturmaktan kamburu çıkmış, iki büklüm olmuş vücuda yapılan asgari bir temizlik değildir. Nietzsche çalışmak için yürümek zorundadır. Dinlenmenin, hatta refakatçisi olmanın bile ötesinde, Nietzschenin tam olarak parçasıdır yürüyüş.
Sadece kitaplar arasında düşünebilenlerden, aklını kitapların dürtüklemesini bekleyenlerden değiliz biz. Bizim ethosumuz açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir.
Böyle buyurdu zerdüşt'ün açıklaması. Nietzsche'nin zerdüştten sonra okunması gereken önemli kitaplarından biri. Zerdüşt ağır geldi, anlamadım diyenler mutlaka okusun!