Domenico’yu ayrı bir varlık olarak görmemekti ilk mertebe. Çünkü tüm rasyonel ve pozitivist dayatmaların aksine 1+1 hiçbir zaman 2 etmezdi, yine 1 ederdi. Kesbin ne önemi vardı ki keşf varken? Birbirine eklemlenmenin, birbirini ihata etmenin bir deli gözüyle yorumlanışı buydu. İnsanoğlunun kendine koyduğu en büyük sınırdı bu matematiksel dogmalar. Kendinden sıyrılıp O olmuyorsan, kendinden sıyrılıp Sen olmuyorsa, kendinizden sıyrılıp Biz olmuyorsanız, nedir ki aşk, nedir ki dostluk? Hem canını canana bürümek değil miydi candaşlık? Hayata onun gibi bakmıyorsan, o uykudayken sen kör olmuyorsan niye çarpar ki kalbin?
"Geçtiğimiz, maruz kaldığımız bütün sınavları düşünüyorum. Bütün mücadeleleri. Sorular. Yarışlar. Çalışmalar. Uykusuz geceler. Ezberlemeler. Anlaşılmayan konuları beyinlere gömmek. Diri diri! Bilmiyorum ben. Hiçbir şey. Ezberledim zamanında. Herkes gibi. Ama unuttum hepsini. Hiç büyümedim. Hep sınıfta kaldım. Hayatta kaldım. Terfi edemedim. İlerleyemedim. Gerilemedim. Felçli gibi oturdum hep aynı yerde. Hep aynı zamanda. Vücudumun çıkarabildiği bütün sıvıları tanıdım. Kan, ter, gözyaşı...
"Ölmüşüm, haberim yok!" derdim eğer biraz daha kuvvetli olsaydım."