Kitabın ilk yarısını hatta daha doğrusu yüzde otuzluk kısmını okurken böyle çok sevemeyeceğim bir kitap olarak düşünmüştüm ama kitabı okudukça diğer karakterler daha çok dahil olmaya başladıkça aslında kurgu daha da güzel oluyor.
Rina tabii ki yine şovunu yapmış ters köşeler yaşattıkları şeyler olaylar gerçekten çok güzeldi bir noktada Violet‘in başına gelen şeylere az çok tahmin etmeye çalıştım hatta tahminim yüzde yetmişlik kısmı da doğru çıktı ama hangi aile olduğunu düşünememiştim ben ben açıkçası Ozborn ailesiyle bir bağ olur diye düşünüyordum, ama tabii ki Ryancığım bize daha fena ters köseler yapmış.
Jude, yani tam bir kaotik karakter şiddet dolu düşüncelere de intikamla dolu ama Violet’e karşı koya mayışı gerçekten güzeldi.
Violet o kadar içine kapanık ve yaşadığı travmalardan dolayı o kadar depresif bir karakter ki aslında benim çok sevdiğim karakter değil kitaplarda açıkçası o yüzden ilk başlarda ona ısınmam çok zor oldu ama o ilk kitapta da gördüğümüz koma halinden sonraki süreçte kafa yapısının değişmesi düşünceleri davranışları gerçekten çok daha güzel oldu ve oradan itibaren karakteri daha çok sevdim ve sanırım bu yüzden kitabı da daha çok sevdim.
Sonlara doğru bize yaşattığı şey inanılmaz kalp kırıcı şok edicidi yani gerçekten oraya okuduğunda ne düşünmem gerektiğini bilemedim üçüncü kitabın akibeti ne olacak gerçekten şüpheye düştüm bir an.
Marcus ve Preston gerçek bir nefretten aşka hikayesi olacak bence o yüzden bir an önce çıksın ve okuyalım.
İlk kitabın o can yakan, kalbimizi paramparça eden finalinin ardından Buz Kapanı ile karanlığın ve mücadelenin dozunun daha da arttığı bir dünyaya adım atıyoruz. Ruby, sevdiklerini korumak adına ödediği ağır bedelin ardından artık o eski ürkek kız değil; güçlerini kontrol etmeyi öğrenmiş, Çocuk Birliği’nin tehlikeli bir lideri haline gelmiş. Ancak bu yeni dünyada kime güveneceğini seçmek, hayatta kalmaktan çok daha zor.
Alexandra Bracken, serinin bu ikinci kitabında tempoyu hiç düşürmüyor. Ruby'nin yeni yol arkadaşları (özellikle Jude) hikayeye harika bir dinamik katarken, geçmişin gölgeleri ve eski dostların özlemi kitabın duygusal yükünü zirvede tutuyor. Karakterlerin içsel çatışmaları, bir yandan hayatta kalmaya çalışırken diğer yandan kaybettikleri insanlığı koruma çabaları çok başarılı işlenmiş. İlk kitaba göre daha karanlık, daha stratejik ve aksiyon dolu bir kurgu var karşımızda. Hele ki o eski bağların yeniden sınandığı sahnelerde kalbinizin hızla çarptığını hissedeceksiniz. Distopya severlerin beklentilerini fazlasıyla karşılayan, seriyi çok daha güçlü bir noktaya taşıyan muazzam bir devam kitabı.
#BuzKapanı #AlexandraBracken #NeverFade #KaranlıkZihinlerSerisi #RubyDaly #LiamStewart #Distopya #FantastikKurgu #Kitapİncelemesi #KitapAlıntıları #1000Kitap #OkudumBitti #KitapÖnerisi #PegasusYayınları #NeOkudum
Buz KapanıAlexandra Bracken · Parodi Yayınları · 20152,142 okunma
şu peri masallarını falan . hani o kanatlı, arkasından simler saçarak dolaşan tatlış periler var ya? işte Holly Black o perileri almış ve içlerine tam birer canavar yerleştirmiş. Elfhame dediğimiz yer, tamamen kibir, acımasızlık ve güç savaşı üzerine kurulu. buradaki periler (Hava Halkı), insanları o kadar aşağılık görüyor ki, sırf eğlenmek için zihinlerini bulandırıp ölene kadar dans ettirebiliyorlar.
yalan söyleyememe meselesi: bu varlıkların biyolojik olarak yalan söyleme yetenekleri yok. bak burası çok önemli. insan ilk duyduğunda "ne güzel, herkes dürüst" diyor. adamlar yalan söylemeden seni öyle bir manipüle ediyor, kelimeleri öyle bir evirip çeviriyor kii, günün sonunda kendi rızanla uçurumdan atlamış buluyorsun kendini. tam bir psikolojik savaş yöntemi.
Jude’un neden bir tehlike olduğu: işte Jude tam bu noktada devreye giriyor. Jude bir insan. yani perilerin gözünde zayıf, ezik, kırılgan ve ölümlü bir çöp. ama Jude’un onlarda olmayan bir gücü var: yalan söyleyebilmek. periler dünyasında bu o kadar büyük ve öngörülemez bir hile ki, Jude bu yeteneği sayesinde o koskoca saray entrikalarının arasında hayatta kalıyor,herkesi parmağında oynatıyor.
OLAY ÖRGÜSÜ
1. Zalim Prens : ezilen kızın intikamı
her şey Jude henüz çok küçükken başlıyor. öz annesiyle babası, gözlerinin önünde acımasızca katlediliyor. katil kim ? annesinin eski peri eşi olan general Madoc. Madoc nefret edilecek bir adam ama garip bir şekilde Jude ve ikiz kardeşi Taryn’i alıp Elfhame’e getiriyor, onlara kendi soyadını veriyor ve bir peri gibi büyüteceğine söz veriyor.
saray okuluna başladıklarında Jude için cehennem hayatı başlıyor. kralın en küçük, en şımarık, sürekli sarhoş gezen oğlu Prens Cardan ve arkadaş grubu Jude’a kafayı takıyor. kızı nehre atmaya çalışıyorlar, zehirli peri meyveleri yedirip
Büyük beklentilerle başlayıp hayal kırıklığıyla bitirdiğim bir kitap oldu. Arka kapak yazısı ve konusu ilk başta oldukça ilgi çekici gelse de, hikayenin ilerleyişi ve kurgusu maalesef beni içine çekmeyi başaramadı. Kötü bir kitap diyemem ama "New York Times Bestseller" etiketinin yarattığı o yüksek beklentiyi de tam olarak karşılayamadı. Benim için bitirmiş olmak adına okunan, ortalama bir deneyimdi. 5/10
Önce Jude sonra Willem.... kaç roman kaç ödüllü eser okursam okuyayım sizi unutmayacağım. 2 ayda sindire sindire ağlaya ağlaya zar zor okuduğum muhteşem bir eser.
Merhabalarrr. Bugün Zalim Prens serisinin son kitabı olan #3.5'uncu kitabıyla karşınızdayım. Bu kitap novella olarak geçiyor. Önceki kitapları okumayanlar için spoi uyarısı!!!!
Kitapta Cardan'ın geçmişinden ve 3. kitaptan sonra olan birkaç olaydan bahsediliyor. Kitabın 3.dille yazılması çok hoşuma gitti. Masalsı bir hava katmış. Kısa kısa öykülerden oluştuğu için su gibi aktı. Kitabın içindeki çizimlere de bayıldım. Durup durup baktım. En arkaya taslak çizimleri koymaları çok hoş olmuş. Çizimlerin yapım aşamalarını görmek hoşuma gitti.
Başta kitabın adına anlam veremedim ama okudukça anlam kazandı. Troll bir kadın Cardan'a küçükken bir hikaye anlatıyor. Cardan gençken bu kadınla yine karşılaşıyor. Kadın bu sefer aynı hikayenin farklı bir versiyonunu anlatıyor. En son da Cardan Yüce Kral olduktan sonra karşılaşıyorlar. Bu sefer Cardan o hikayeyi kendine göre değiştirip Troll kadına anlatıyor. Farklı öyküler de olsa Cardan ve Troll kadının karşılaşmalarına ağırlık verilmiş.
Eleştireceğim olumsuz yanlarına gelecek olursam: Hikayeler çok kısaydı. Devamında ne olacak merak ettiriyordu ama yazar yazmamış. Ayrıca daha farklı geçmişten sahne görmek isterdim. Evet Jude'dan nefret ediyordu ama kısaca bahsedildi. Kağıda jude, jude, jude yazdığı kısmı, Jude'u göle attığı sahneyi daha detaylı görmek isterdim. Jude'u sürgüne yolladıktan sonra ona yazdığı mektuplardan bahsedilebilirdi.
Kitapta en çok hoşuma giden öykülerden biri Cardan'ın aldatılma anıydı. Cardan aldatılmasına rağmen Nicasia'yla takılmaya devam ediyordu ama sebebini bilmiyorduk. Bu öyküyle oturdu.
Kısaca zevkle okuduğum çevirinin de kurbanı olmayan bir kitaptı.