Ölümü ölüm yapan şeyin papazların duaları, dinlerin ayinleri ve kavimlerin defnetme hususundaki türlü türlü adetleri, inançları olduğunu anlıyorduk. İnsanlar öteki dünya için mezarlıklar inşa etmeseler, bu ölü şehirlerini kurmasalardı bir insan cesedi de çalı arasında kalıbı dinlendiren bir tilkininkiyle aynı olup ortadan kalkardı. İnsanlar sevgili ölülerini ne kadar büyük özenlerle mermer kutulara saklasalar, zamanın dişlerine kemirtmekten kurtaramazlar. Çünkü onun inkılapçı dişlerinin giremeyeceği korunaklıkta bir yer yoktur. Çünkü bir firavun cesediyle bir fare ölüsünün sonlarındaki eşitliğe zaman kefildir. Çünkü tabiat, bir vücuda verdiğini son zerresine kadar geri alan en müthiş bir alacaklıdır.
Tanrım, o ne çığlıktı! Nastyenka nasıl da titredi! Ellerimden nasıl da kurtulup ona koştu!.. Orada ölü gibi kalakalmış, ikisini izliyordum. Ama Nastyenka, adama elini pek gönülsüzce uzattı, sarılışına da pek tutuk karşılık verdi, sonra birden yine bana döndü, ok gibi, şimşek gibi yanımda bitiverdi ve daha ben ne olduğunu anlayamadan boynuma sarılıp içten, coşkulu bir şekilde beni öptü. Sonra tek sözcük etmeden yine ona döndü, adamı elinden tuttu ve çekip götürdü.
Uzun süre orada arkalarından bakakaldım... Çok geçmeden gözlerimin önünde yitip gittiler.
Sayfa 59 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
- Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi! -diye bağırdım. "Ah Nastyenka, Nastyenka!" diye düşündüm. "Bu sözle ne çok şey anlattın! Böyle bir sevgi başka zaman olsa yüreği üşütür, ruha ağır gelir. Senin elin soğuk, benimkiyse ateş gibi sıcak. Ne kadar körsün Nastyenka!.. Ah! Mutlu bir insan ne çekilmez oluyor bazen! Ama sana kızamam ben!.."
Sayfa 44 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
O zaman hayallerim pek iç karartıcıydı, gerçi ondan önce de daha iyi sayılmazdı, ama yaşamak sanki daha bir kolay ve huzurluydu; başıma üşüşen o kara dumanlar yoktu, o vicdan azapları, gece gündüz yakanı bırakmayan o karanlık, kasvetli pişmanlıklar yoktu. Tabii o zaman soruyorsun kendine: Nerede şimdi o hayallerin? Kafanı iki yana sallayıp, "Yıllar nasıl da uçup gidiyor!" diyorsun. Yine soruyorsun: Nasıl geçirdin o yıllarını? En güzel zamanlarını nereye gömdün? O yılları yaşadın mı yaşamadın mı? Bak dostum, diyorsun kendine, bak artık toprak soğumaya başladı. Birkaç yıl daha geçecek ve sonra koltuk değneklerine dayanmış titreyen ihtiyarlık, ondan sonraysa sefalet ve terk edilmişlik gelecek. O düşler dünyası beyazla örtülecek, donacak, hayallerin solacak ve sararmış yapraklar gibi düşüp gidecek... Ah Nastyenka! Yalnız kalmak, tamamen tek başına kalmak ve hayıflanacak bir şey bile bulamamak ne kadar boğucu... hiçbir şeye benzemez, hiçbir şeye... Çünkü elinden kayıp gidenler, bütün o yitirdiklerin aslında bir hiçlikten ibaret, saçma, yusyuvarlak bir sıfır, yalnızca ve yalnızca kafandaki hayaller!
Sayfa 29 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor