Ah Mori, ölümün pençesinde olduğu zaman bile insanlara sevgiyi, erdemi, yaşama sevincini aşılamaya çalışan güzel insan. Sevginin ölümü bile yeneceğini büyük bir ustalıkla bize öğretiyor. Bizi bizden alan kültüre boyun eğmememizi, bize dayatılan normları, empoze edilen kültürü bir kenara bırakıp kendi alt-kültürümüzü yaratmamız hususunda bizlere telkinde bulunuyor.
Herkesin şu hayatta yaptıklarından yada yapamadıklarından dolayı bir suçluluk duygusu vardır. Kendimize veyahut başkalarına karşı kayıtsız kalışımızın derin bir suçluluğu... Kitabı okurken hayatınızı bir gözden geçirmiyor değilsiniz. Çünkü kitap hayatımızın gerçekliklerine dair tuğlalarını ustaca örüyor. Belki de korkaklığımızın yüzümüze bir tokat gibi inişidir bu kitap.
Livaneli çok hassas ve mühim bir konuya değinmiş. Evrensel olarak her diktatoryal rejim altında yaşayanların kaderini titizlikle resmetmiş Livaneli. Kendi hegemonyasını pekiştirmek için her totaliter kişi sürekli bir düşman yaratmıştır. Bu düşman; insan, doğa, hayvan, dere tepe farketmeksizin hep aynı tema olarak karşımıza çıkıyor. Böylesi düzen için söylenecek çok şey var lakin buradan varmak istediğim sonuç; maden için zeytinliklerimiz, hesler için derelerimiz, oteller için ağaçlarımız katlediliyor. Doğanın intikamı acı oluyor. Sellerle, yangınlarla, kuraklıkla... Gelecek biziz, geleceğimizi koruyalım. Bu kitap bu minvalde büyük ders niteliğinde...
Şiirin ve Kalbimin tonton şairi. Şükrü Erbaş denilince kitabının kötü olma ihtimali kesinlikle yoktur. Yine her dizesi ve cümlesinde yüreğime dokunmuş. Okuyun, okutun...
Her ne kadar kayda değer ana teması olsa da öteki Livaneli kitaplarına nazaran çok basite indirgenmiş bir dil ve anlatım buldum. Konu bizim Ortadoğu gerçekliğimiz. Savaş, göç, gözyaşı, hüzün, acı...