Ölme !
Habil öldü Kabil öldü Firavun öldü Musa öldü Sezar öldü Bürütüs öldü Stalin öldü Hitler öldü Hayaller öldü Umutlar öldü Umutma ! Ölmedi
Kardeşiz demek yetmez. Hâbil misin Kâbil mi? Onu netleştirmek lazim. Sezai Karakoç
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kabil’in Kürsüsü
Derya’nın evliliği bitirmek için bulduğu bahane ne kadar hafifse, Zebercet’in onu yok etmek için kuşandığı nefret o kadar ağırdı: Her şey salondaki bir yapay çiçek yüzünden başlamıştı. Gece yarısını çoktan geçmişti. Salondaki eski ahşap saatin tik takları evin içindeki ağır ve tekinsiz sessizliği her saniye daha da derinleştiriyordu. Zebercet, pencerenin kenarındaki gölgelerin arasına sinmiş parmaklarının arasında sönmüş duran sigaraya bakıyordu. Kafasının içi akşamüstü yaşanan o absürt, o inanılması güç tartışmanın uğultusuyla doluydu. Her şey Zebercet’in akşam eve gelirken salona koymak için aldığı sıradan bir yapay çiçek yüzünden başlamıştı. Derya çiçeğe bakmış, "Ben evimde böyle sahte, ruhsuz şeyler istemiyorum. Hayatımı da bu plastik yapraklar gibi soldurdun zaten. Artık dayanamıyorum; sırf bu çiçeği bile sormadan eve getirmen senin bencilliğinin kanıtı. Boşanmak istiyorum," demişti. Görünüşte her şey bir yapay çiçek yüzünden çıkmıştı; o kadar saçma, o kadar fındık kabuğunu doldurmayacak bir nedendi ki bu... Ama Zebercet için bu saçmalık, arkasındaki o korkunç gerçeği gizleyen bir paravandı. Derya bu incir çekirdeğini doldurmayacak bahaneyle ondan kopmak, bu evden gitmek istiyordu. Derya mutfağa doğru su içmeye giderken Zebercet’in zihnindeki o asıl karanlık, o saplantılı dehliz açıldı. Onu asıl çıldırtan öfkeden deliye döndüren şey ne o uyduruk çiçek bahanesiydi ne de evliliğin bitmesiydi. Zebercet’in zihni, tamamen tensel bir mülkiyetçiliğin pençesindeydi. Derya’nın bedenini; o güne kadar yalnızca kendisine ait olmuş ve bundan sonra da yalnızca kendisine ait olması gereken bir haz kaynağı olarak görüyordu. "Boşanmak" demek, Derya’nın o evden çıkıp gitmesi demekti. Yani o tenin, o dokunuşların, o yatak odası sırlarının bir başkasına açılması demekti. Zebercet
Duygu ve Düşünce
عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلّى اللّه عليه وسلّم ـ ‏( إِنَّ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا وَيُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي فَكَسِّرُوا قِسِيَّكُمْ وَقَطِّعُوا أَوْتَارَكُمْ وَاضْرِبُوا بِسُيُوفِكُمُ الْحِجَارَةَ فَإِنْ دُخِلَ عَلَى أَحَدٍ مِنْكُمْ فَلْيَكُنْ كَخَيْرِ ابْنَىْ آدَمَ ‏)‏.‏ Ebû Mûsâ el-Eş'ari (radıyallahü anh)’den rivâyet edildiğine göre; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: (Kıyamete yakın dönemde karanlık gecenin (zifri) karanlık bölümleri gibi (karanlık) müthiş fitneler olacaktır. O fitnelerde adam mü'min olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak ve mü'min olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır. O fitneler (dönemin)de (bir şeye karışmayıp) oturan kişi, ayakta durandan hayırlıdır. Fitnelerde ayakta duran da yürüyenden hayırlıdır ve fitnelerde yürüyen kişi de hızlı gidenden hayırlıdır. Bu itibarla (o döneme yetişirseniz) ok yaylarınızı kırınız, yay kirişlerinizi paramparça ediniz ve kılıçlarınızı taşa vurunuz (ki kırılsın veya körelsin). Eğer biriniz(in bulunduğu yer)e girilir (ve öldürülmek istenir) ise o, Adem (Aleyhisselam)'ın (Habil ve Kabil isimli) iki oğlunun hayırlısı (olan Habil) gibi olsun (yani katil değil de maktul olmayı tercih etsin). ) "
Hoşça Bak Zâtına Kim Zübde-i Âlemsin Sen Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma Başkasın kendini sûretle heyûla sanma Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şiir
Kabil'den bu yana hiçbir ceza dünyayı düzeltemedi. Karl Marx
Felsefe