Kitap bitti sanki kendimi çok uzak bir yere gidiyormuş gibi çok sevdiğim insanlardan ayrılıyormuş gibi hissediyorum. Karakterler o kadar güzel yazılmış ki her insan kendinden bir parça bulabilir. Her insan mutlaka bir karakteri kendine yakın bulabilir.
Kitap iki aile üzerine kurulu. Hamilton Ailesi ve Trask Ailesi olarak ama Trask ailesi daha çok öne çıkıyor. Bu iki aile birbirini etkiliyor tabi.
Ayrıca kitapta Habil ve Kabil'in hikayesi var. Bununla yazarımız insanın iyi ya da kötü olmayı kendinin seçebileceğini vurguluyor. Burada karşımıza çıkan soru şu Kabil olmak zorunda mısın? Nasıl biri olacağını seçebilirsin. Karakterlere baktığımızda
Adam Trask : Habil
Aron Trask : Habil
Charles Trask : Kabil
Caleb Trask:Kabil
Cathy Ames: Kabil ile benzer özellikler gösteriyorlar.
Yazarımız John Steinbeck "Bu kitabı yazmak istedim bu kitabı yazabilmek için çalıştım bu kitabı yazabilmek için dua ettim"demiş bende bu kitabı iyi ki okumuşum iyi ki bu kitabı kendime ve kütüphaneme kazandırmışım diyorum.
Siz de okuduğunuzda kitabımız Cennetin Doğusu ( East of Eden ) için neden magnum opus (bir yazarın hayatı boyunca en ses getiren eseri, en başarılı eseri) dendiğini anlayacaksınız. Keşke hiç bitmeseydi diyeceğinize eminim.
Ayrıca Lee karakterlerine de parantez açmak istiyorum. İnsanın hayatında ona doğruyu söyleyen doğru yola ileten dostlara ihtiyacı olabilir. Keşke hayatımızda Lee gibi insanlar olsa. Yargılamadan dinliyor, insanların kusurlarını görüyor ama onları tamamen silip atmıyor, Adam'a yıllarca sadık kalıyor, Cal'i anlamaya çalışıyor, Aron'u korumaya çalışıyor, kendi acılarına rağmen başkalarına şefkat gösterebiliyor. En önemlisi insanları değiştirmeye çalışmıyor onların daha iyi seçimler yapabileceklerine inanıyor. Hepimizin ihtiyacı olan tam da böyle bir insan
Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabı Bin Muhteşem Güneş, harika bir etki yaratmıştı bende. İnanılmaz çok sevmiştim. Bu kitabı da aynı beklenti ile okumaya başladım. Baştan ele alalım dersek;
Kitap, harika bir dev hikayesi ile başlıyor. Her ne kadar harika olsa da romanın geneli ile çok bağlantı kuramadım. Sadece bana şu atasözü ile bağ kurabildi o da: Yeter ki sağ olsun, yel essin kokusu gelsin. Devamında ise asıl hikayeye giriş yapıyoruz. Baba, Abdullah ve küçük kız kardeşi Peri'nin doğup büyüdükleri küçük kasaba olan Şadbağ'dan yürüyerek Kabil'e gittikleri bir yolculuk ile başlıyor. Bu öyle neşe dolu bir yolculuk değil. Asla dillendirilmiyor ancak baba da Abdullah da durumdan hoşnut değil. Küçük Peri ise olayların farkında değil elbette. Yolculuk devam ederken kitabın geri kalanında da sıkça rastlayacağımız şekilde geçmişe dönük bilgiler, öyküler, aile ilişkileri, Abdullah ve Peri'nin ilişkisi, diyaloglarda devam ediyor. Mesela Peri'nin çok sevdiği köpeği gibi. İşte ilk kısım 1952 sonbaharında Kabil'de Peri'nin, şehrin zengin ve elit ailelerinden birisine evlatlık verilmesi ile başlıyor. Bu da çok dramatize edilmiyor ancak sonrasında Abdullah ve Baba'nın acılarını derinden hissedebileceğiniz cümleler yer ediniyor. Ve işte beni hazırlıksız yakalayan şeylerden birisi oluyor. Buna alışmam zaman alıyor, kitap bitti hala beni bir noktada rahatsız ediyor. Kendimi Abdullah ve Peri'nin öyküsüne o kadar odaklamıştım ki bir anda çocukların üvey dayısı Nebi'nin -aynı zamanda Peri'nin evlatlık verildiği ailenin aşçısı ve şoförü- hayat hikayesini ya da çocukların üvey annelerinin çocukluktan beri gelen hayat hikayesini, sonrasında Peri'nin onu evlat edinen, muhtemelen mental sağlık sorunları yaşayan -nitekim sonrasında intihar eden- annenin öyküsünü, bu arada Nila'nın
Hz. Adem yaratılışı, şeytanın isyanı, yasak elma, cennetten kovulma ve Kabil'in Habil'i öldürmesi ile sonlanan olayları şiir tadında anlatılıyor ama şiir, kıssadan daha baskın, edebi tarafı fazlaca uzatılmış kelimeler yüzünden bazen birkaç kez okuyorum yine anlamıyorum daha doğrusu konsantre olamıyorum. Kıssalarda olmayan ayrıntılara yer verilmiş bu ne kadar doğru bilemedim özellikle Adem ile Havva arasında romantizme yaklaşan duygusal diyalog ve anlatım bana biraz abes geldi.
Tanrım, neden evlatlarını sevmiyorsun? Neden acı çekmelerini izliyorsun?
Cevabı basit: İmtihan dünyası... Peki, neyin imtihanı?
Kitapta yazanlara herkes büyük öfke kusmuş fakat kitaptaki hikâyeler zaten Kur'an'dan, İncil'den ve Tevrat'tan alınmış konular, arkadaşlar. Siz yazara neden kızıyorsunuz, ben anlamadım. Burada anlatılan konuları zaten biz okulda din derslerinde dinlemedik mi? Sadece büyülü bir dille yumuşatarak anlatmadığı için kızıyorsunuz, öyle değil mi? Bence öyle.
Kitaba gelecek olursak; Hâbil'i öldüren Kâbil'in kaçışı ve devamında süregelen olayları ele alıyor. Nuh Tufanı'ndan Babil Kulesi'ne, İbrahim'in oğlunu kurban etmesine, Lut kavminin helak edilişine kadar birçok olaya şahit oluyor. Yüce Efendi'ye kızgın ve öfkeli...
"Ben, altı üstü bir kardeşimi öldürdüm ve Efendi beni cezalandırdı. Bütün bu ölüler için Efendi'yi kim cezalandıracak?" diye soruyor...
Büyük bir keyifle okudum. Keyifli okumalar.
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,3bin okunma
Hermann HesseDemian adlı eserinde insanın varoluş sancısını ve varoluşunun adımları hakkında okuyucuya kendi iç sesinin adımlarını sunmuştur. Bu sunuşun izlerini takip ettiğimizde bireyin varlık, oluş ve bozuluş donelerini anlamaktayız. Bu anlamın ve mananın ontolojik olguları düşünüldüğünde inancın ve kavramlarının etkisini okumaktayız. Kısacası eser bize kendimize dönüklüğümüzde baktığımız yüzün kendimiz olacağı ve kendimizi bazen kendimizin dahi tanıyacağımız zamanların içinde olacağımızı bize tanıtmaktadır.
Demian'nın bölümlerindeki hikayeleri göz önüne getirdiğimizde; bize Carl Gustav Jung'un Dört Arketip'ini, Friedrich Nietzsche'nin 'amor fati' kavramını, Albert Camus'unun sisifos söylencesinde kabul ve başkaldırısını ve yer yer Marquis de Sade'in eksikli bir sadomi yanlarını göstermektedir. Özellikle ilk bölümdeki ebeveyne tapış-kopuş, daha sonraki bölümlerdeyse kendini inşa etme sürecindeki bir taş oymacılığı gibi çekiç gibi tecrübelenmiş ve bu tecrübelerin kabullenilmişinin ağırlığını hissetmek olarak devam etmektedir. Bu kabullenişin kendi içsel ve eylemsel yanları ve yönleri hakkında okuyucuya bir hayat alıntısı vaaz etmiştir. Bu vaaz edişin psikolojik yargılaması düşünüldüğünde karşımıza hayal ile gerçek arasında ve kitabada adını veren karakter Demian çıkmaktadır.
Demian kahramanımızın hayat öyküsünde, kimlik arayışında, varoluş sancılarında ve hatta estetik olgularında dahi temel bir yetkinliği bulunmaktadır. Bu karekteri iyice okuduğumuzda bize varlığının bedenselliğinden çok zihinsel bir etkinliğe sahip olduğunu dayatmaktadır. Bu dayatış kahramnımız olan Sincilar'ın yaşam nosyonunda öyle bir yere sahiptirki; çoklu kişilik, dualist tanrı gibi hem bireyin eylemsel hem de metafiziksel yön ve yönergelerini etkilemiştir.. Belki de bu pencereden Demian Sincilar'ın zihinde var ettiği, tıpkı Chuck Palahniuk'in
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,5bin okunma
Kabil güzeldi severek okudum.Jose Saramago'nun diger kitaplarini da okumak istiyorum.Tanri ve Kabil'in aralarında geçen diyalogları sevdim .Bakalım bütün kitapları böyle güzel mi?
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,3bin okunma