Ahir Zaman
عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلّى اللّه عليه وسلّم ـ ‏ إِنَّ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا وَيُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي فَكَسِّرُوا قِسِيَّكُمْ وَقَطِّعُوا أَوْتَارَكُمْ وَاضْرِبُوا بِسُيُوفِكُمُ الْحِجَارَةَ فَإِنْ دُخِلَ عَلَى أَحَدٍ مِنْكُمْ فَلْيَكُنْ كَخَيْرِ ابْنَىْ آدَمَ‏. Ebû Mûsâ el-Eş'ari (radıyallahü anh)’den rivâyet edildiğine göre; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: (Kıyamete yakın dönemde karanlık gecenin (zifri) karanlık bölümleri gibi (karanlık) müthiş fitneler olacaktır. O fitnelerde adam mü'min olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak ve mü'min olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır. O fitneler (dönemin)de (bir şeye karışmayıp) oturan kişi, ayakta durandan hayırlıdır. Fitnelerde ayakta duran da yürüyenden hayırlıdır ve fitnelerde yürüyen kişi de hızlı gidenden hayırlıdır. Bu itibarla (o döneme yetişirseniz) ok yaylarınızı kırınız, yay kirişlerinizi paramparça ediniz ve kılıçlarınızı taşa vurunuz (ki kırılsın veya körelsin). Eğer biriniz(in bulunduğu yer)e girilir (ve öldürülmek istenir) ise o, Adem (Aleyhisselam)'ın (Habil ve Kabil isimli) iki oğlunun hayırlısı (olan Habil) gibi olsun (yani katil değil de maktul olmayı tercih etsin). ) "
GİZLİNİN GİZLİSİNİ BİLEN HEP HAKLI ÇIKAR...
900 Katlı İnsan'ı yıllar önce okumuştum. Beğenmiştim. Mustafa Merter Hoca'ya eserinin ismini ilham edense Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleridir: "Aziz dost! Sen tek bir kişi değilsin. Bir âlemsin! Derin ve çok büyük bir denizsin. Ey insan-ı kâmil! O muazzam varlığın belki dokuz yüz kattır; dibi, kıyısı olmayan bir denizdir. Yüzlerce âlem o denize gark olup gitmiştir! Bu konuyu anlatmak uyanıklığın da uykunun da elinde değildir. Zaten bu dünya ne uyanıklık ne de uyku yeridir!" Mevzu "insanın katları" olunca aklım ister istemez Tâhâ Sûresi'ne gidiyor. 7. âyette geçen bir ifadeyi hatırlıyorum. Kısa bir meali şöyledir: "O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir!" İşte Mevlana Celaleddin Hazretlerinin mezkûr sözünden bu âyete de bakıyorum. Ferman-ı ilahînin fıtratımızdaki bir yana işaret ettiğini tefekkür ediyorum. Nedir? İnsan tek kattan ibaret değildir. Cümle latifelerinin ifade-i meram ettikleri bir meclistir. Bu meclisin dışarıya aksettirdiği karar bir de çıksa içeride nice nice "al-ver"ler olmaktadır. Ve Alîm-i Mutlak olan Rabbimiz de bize, bu âyet-i celile ile, "içeride olanlardan haberdar olduğunu" beyân buyurmaktadır. Zira, o sadece Rab değildir, Rabbü'l-Alemîn'dir. Hiçbir âlem onun bilişinden saklanamaz. İster büyüklüğüne, ister küçüklüğüne, ister tasannusuna sığınsın. __Yalnız şuur-şuuraltı düzleminde ele almayalım bunu lütfen. Fazlası da var. Ki kitabında Mustafa Hoca sarhoşluğunda bambaşka bir karaktere dönüşen insanların dahi bu sırrın parçası olduğunu söylüyor. Yâni sarhoşluk onları dönüştürmüyor. İçlerindeki başka bir katı ortaya çıkarıyor. Tıpkı Split filminde olduğu gibi. Doğru çağrıyla içeride varolanlardan birisi yüzeye çıkıyordu. İrâde bu çağrının aracı oluyordu. Mâlûm: Karşılaştığımız insanlar dahi bizdeki farklı katları uyandırabilirler bazen. Yüzlerine
Tefekkürât
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ölüm mü kireç tutmuş yüzümde Yoksa yüzler mi atmış benzini Korkunun korkunçta ölümüyle Büyük harfler eksik Bağırsam yüksek Sesli şiddetsizlik Bir inilti inim inim Bir mırıltı gibi mırıl mırıl -hortlaklar da hırıl hırıl- Söylemek istiyor um Söylenmek istiyor gibi ama Boşboğaz bene, aman vermeden Kuyruğuma basıyor resmen Gözlerime ilmek ilmek kuyruğum Utanmak ne fayda şu hâlimde şu hâlime Bile, bile bile Kümesten kendini çıkarsan ne görürsün Kümesimde küm küm Bili bili ben kim kim Yalvaracağım Bağıramadan ama İçime akan kupkuru çıtırtılarla Yarıl yarıl
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -VI-
Efendim, serinin ilk yazısından beri şunun iddiasındayız, hatırlayarak devam edelim: Nereden kafalarına estiği belli olmayan bazı yorumcuların iddia ettiği şekilde, Bediüzzaman Hazretlerinin, Muaviye radyallahu anha dair bir "rezervi veya "acabası" yoktur. Risale-i Nur'da hiçbir bölüm bize böyle bir şey söylememektedir. Aksine, külliyata bakıldığında, mürşidimin Hz. Muaviye'ye bakışının diğer Sahabîlerden ayrılmadığı görülecektir. Kendisinin Sünnî bir âlim olduğu anımsanırsa zâten bundan başka bir duruşa sahip olmayacağı da kolaylıkla kabullenilecektir. Kabullenemeyenler, metinlerinde böyle bir muhalefet gördükleri için değil, hevâlarına sığdıramadıkları için kabullenememektedirler. (Yuh olsun onların nefislerine!) Evet. İşte bu yazıda da "itirazlara dayanak kılınmaya çalışılan" bir metni "ne kadar buna elverdiği yönüyle" analiz edeceğiz. Metnimiz Mucizat-ı Ahmediye Risalesi'nden. Aleyhissalâtuvesselâmın ihbar-ı gayb mucizelerinden birisine delil olmak üzere mürşidim iki hadis sevkediyor orada. Meâllerini alıntılayalım: "Hilâfet, benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır." (Müsned, 5:220, 221.) "Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak." (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273.) Şimdi, bu metinlere hiçbir önyargımız olmadan baktığımızda, buradan Muaviye radyallahu anha dair bir "karalama" malzemesi çıkarılabilir mi? el-Cevap: **Doğrusu ben böyle bir şey göremiyorum. Görenin de nasıl görebildiğini anlayamıyorum. Çünkü devamı şöyle geliyor: "(...) deyip, Hazret-i Hasan'ın altı ay hilâfetiyle, Ciharyâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline
Hazreti Muaviye
- O gün karar verdim. Yok, önceden karar vermiştim aslında. Ta ki; büyük av için beni değil, onu seçtiğiniz gün. Akşamında gelseler, belki de çok önceden onunla hesaplaşacaktım. Uzun süren bekleyiş öfkemi aldı götürdü. Ona karşı kalbim yumuşadı, vazgeçtim derken, siz onu öyle şaşaalı bir halde karşılayınca, bütün hislerim depreşti ve kat’i kararımı verdim. Ona haddini bildirecektim. Ama bütün kalbim ile söylüyorum, ölüm aklımın ucunda yoktu. Ölsün istemedim. Varlığının yokluğa dönüşmesinin adı ölüm olsun diye düşünmedim, dedi. BEKLEŞENLER- kitabından. Modern "Habil,Kabil" kurgu öykü.
Ölme !
Habil öldü Kabil öldü Firavun öldü Musa öldü Sezar öldü Bürütüs öldü Stalin öldü Hitler öldü Hayaller öldü Umutlar öldü Umutma ! Ölmedi