• İnsanın hikayesini daha dünyanın varolmadan önceki halinden ahir zamana kadar gelerek kimi zaman şeytanın kimi zaman meleğin kimi zaman da insanın ağzından konuşarak anlatıyor. Şair olsaydım Hz.Nuh’un mucizesi hakkında “sular durulduğunda çıkar inkarın resmi” dizesini yazardım diyen yazarın öykü kitabı sizi Kuran’ dan kıssalara, kendi hikayenize götürüyor. Hikayenizi okuyacağınız o dehşetli günü hatırlatarak, Allah’a tertemiz bir hikaye götürmenizi temenni ediyor. Hikayenizi hatırlatacak bir kitap olması dileğiyle.
  • Ah zaman ahir.
    Alametten alamete gider devir.
    Vah dervişim yollar taş.
    Fallar boş, işler yaş.
    Sallanıyor tepede geçmişin kopardığı onca kesik baş.
  • Abime ithaf öykü...

    Yan komşumuz Tahir Amcaların köpeği Tomy, dört tane yavru doğurmuş. Birini kendine ayırmış Tahir, diğer ikisini satmış köylülere. En son olan, bir gözü sakat doğmuş, bu yüzden kimse istememiş onu. Biliyorum, buralarda sakat doğan hayvanlara pek hoş davranmazlar. Geçen sene de topal doğan bir atı vurmuşlardı. Çok üzülmüştüm. Ne isterler dilsiz günahsız canlılardan bilmem ki!

    Köyün girişindeki göle giderken baktım, kör köpek, su kanalının içinde viyaklıyor, feryat ediyor. Ulan dedim Tahir! Sana ne diyebilirim ki!.. Aldım kucağıma doğru eve. Evimiz iki katlı, ahşap ve çimento karışımı melez bir ev. Dolu odası var. Girseniz kaybolursunuz. Az yukarısında ise ahır var. Ahırda on baş hayvan var. Kümeste tavuklar ördekler vesaire. Avluya köpek kucağımda girdiğimi gören abim koştu yetişti:

    -Napcan lan onu? Tahir’in köpeği değil mi, şu kör olan?
    -He o abi. Benim oldu artık. Atmışlar yolun kıyısına.
    -Heeeee. İyi bari. Adı ne olcak?
    -Salim olur mu?

    Bir tokat geçirdi kafama ki sormayın. Sarsıldım. Salim bizim büyük dedemiz. Ama nasıl acımasız biriymiş. Anlatılanlara göre, kümesteki horozu kesmiş bir gün. Sebebi neymiş biliyor musunuz? Bu bizim dede, sürekli horozu kovalıyormuş, taş atıyormuş erken ötmesin diye. Sonunda dayanamamış ve kesmiş.
    -Büyük dedemizin ismini köpeğe mi vercen lan deyyus. Düzgün bişey bul!
    -Ceviz, tamam Ceviz olsun adı…

    ***

    Ceviz bugün dört yaşına bastı. Dört yıldır köydeki en yakın dostum o. Beraber balığa gideriz, tarlalardan mısır çalarız, hatta işi ilerletip komşu köyden kaz bile çalmışlığımız var. Her zaman benim ve arkadaşlarımın -suç ortaklarımın- yanında oldu. Kendisi çok çelimsiz bir köpek aslında. Kahverengi tüyleri, kulaklarında da beyaz lekeler var. Bu yüzden ona Ceviz dedim ya zaten. Bir gözü ile hayata tutunuyor ama nasıl neşeli ve hayat dolu bir bilseniz!
    Cevizi kulübesine koydum köy içine çıktım. Bir yaz günü. Yol kenarındaki selviler uğulduyor, kavaklar hışırdıyor, böcekler ötüşüyor. Kuşlar sevişiyor dallarda, cıvıldıyorlar. Karşıdan muhtarı gördüm. Hızlı hızlı koşuyor. Yanıma geldi, “baban evde mi” diye sordu. “Evde” dedim, beraber eve geçtik. Muhtar babamla konuşurken dedem geldi, artık muhatap alınacak kişi dedemdi.

    -Öğlen sonu görevliler gelecek köye. İtlaf olacakmış.
    Dedemin yüzü düştü. Az ilerdeki Ceviz’e baktı, yere baktı, bana baktı tekrar muhtara baktı. Boğuk ve umarsız bir sesle “iyi” diyebildi sadece. Ceviz’i pek severdi. Aralarından su sızmaz desem yeri. Dedem devlete bağlı, kuralcı birisiydi. Ama bizlere karşı katı değildi. Muzip bir kişiliği vardı. Seksen yaşında kocaman bir çocuk! ”Bizde günah olmaz, ayıp olur. Ayıp etmeyin kimseye” derdi hep. Hep güler yüzlüydü ama dedemi bu kadar üzen itlaf neydi ki?

    ***

    Öğlen sonu. Köyün toprak yolunda tozu dumana katan bir cip geliyor. Geldi yanımda durdu. “Muhtarın evini biliyon mu delikanlı” dediler. Hepsi iyi giyimli, efendi insanlar. Hiç köylüye benzer tipleri yok. “Biliyorum” dedim. “Atla cipe de bizi ona götür bakalım” dediler, seve seve atladım cipi arkasına. Köy içinden geçerken nasıl havalıyım. Köyün çocukları bana bakıyor ben ise kasım kasım kasılıyorum. Geçerken bir alkış tutuyor çocuklar, onları selamlıyorum. Bir baktım yanımda tepsiye dizilmiş köfteler. Birine elleyim dedim, “onlara dokunma, köpek köftesi onlar” dedi önde oturan adam hafif sırıtarak. Elimi çektim. Köpek köftesi de neymiş. Daha biz yiyemiyoz ki köfte?

    Muhtarın evine geldik, adamlar indiler, muhtardan bir kağıt alıp, geri cipe geldiler. Öndeki adam bana bir lira uzattı. O zamana kadar gördüğüm en büyük para oydu.
    -Bizi bu kağıttaki yerlere götürürsen bu bir lira senin, dedi.
    -”Seve seve”, dedim, aldım bir lirayı, yola koyulduk.
    -Köyde kimlerde köpek var başka?
    Bir yandan listedeki isimleri okuyordu.”Tahir” dedim, “Tahir’de var bir tane. Aha şu caminin yanında evi.”

    Tahirin eve geldik, adamlar indiler. Ben de indim. Tahir ile bir süre konuştular. Daha sonra bir köpek köftesi aldılar, Tahir’in köpeğinin önüne attılar. Köpek afiyetle yedi. Çok geçmeden kıvranmaya başladı, inledi, yere yattı, kıvrandı, kıvrandı… en sonunda hareketsiz kaldı. Her şeyi dehşetle izliyordum. Jeton düşmüştü artık, itlaf buydu demek! Ama bizim de köpeğimiz var?.. Bir lirayı fırlattım, koşmaya başladım. Eve geldim, Ceviz yerinde yok. Sordum evdekilere, köye çıkmış bir başına. Fırladım. Ararım ararım yok! Bağırırım bağırırm yok! Gerisin geri eve koşuyordum ki ne göreyim. Yol boyunca “köpek köftesi” yiyen köpeklerin ölüleri dizili. Dünyam başıma yıkıldı. Yüreğim çatlarcasına koşmaya başladım, eve geldim, cip avluya gelmiş bile. Söverek girdim avluya. Avluda iki devlet görevlisi dedemle konuşuyor. Abimi ise amcam ve diğer abilerim tutuyor. Bıraksalar parçalayacak görevlileri. “Ananızı s*kiyim lan, s*ktirin gidin. Bizde köpek yok. Bak hani nerde lan. Bizde köpek möpek yok!”...

    Abimle Ceviz çok sonraları iyi arkadaş olmuşlardı ama bu kısa sürede birbirlerine çok ısınmışlardı. Abimin öfkesi bundandı. Ben de abimin yaptığı gibi sövmeye başladım. Ne ana bırakıyordum devlette ne de avrat. Dümdüz gidiyordum. Babam o esnada bana bir tokat yapıştırdı, yere serildim, Ağlıyordum. Abime gittim, onun beraber bağırıp çağırmaya başladım. “Köpek yok bizde orospu çocukları. Gidin başka yere!”

    ”Muhtar bize liste verdi, burada sizin evde köpek olduğu yazılı”, dedi görevli dedeme. Dedemde ses yok. Başı eğik, sağa sola bakıyor. Nereden çıkıp geldiyse bilmem, Ceviz avludan içeri girdi. O an ağlamaya başladık. Yerden taş alıp fırlatıyoruz ki kaçsın. “Lan s*ktir git. Kaç. Ceviz git lan burdan” diye feryat ediyoruz. Dedem Ceviz’i çağırdı. Ceviz geldi dedemin ayakları dibine. Eliyle sevdi bir süre. “Tamam” dedi görevliye. Görevli tepsiden bir köfte aldı, attı yere. Ceviz önce yemek istedi sonra dedeme baktı, yemedi. Bir köfteye bir dedeme bakıp duruyordu. Biz hala ağlıyor, sövüyor, Ceviz’in yememesi için çabalıyoruz. Abim kurtuldu kendisini tutan ellerden ve köfteyi alıp bahçeye fırlattı. Görevlilerin üzerine yürürken babam onu alıp eve götürdü. Ama hala camdan bağırıyordu. Görevli bir başka köfte attı. Ceviz yine köfteye ve dedeme baktı. “En büyük kanaat devlettir... Ye oğlum, ye…” dedi boğazı gıcıklanmış bir şekilde. Ceviz afiyetle yedi köfteyi. Dedem bakamadı içeri geçti gözleri kan çanağı olmuş vaziyette. Bundan sonrasını biliyordum ben. Tahir’in köpeğine olduğu gibi Ceviz de kıvrandı, viyakladı, debelendi, yere yuvarlandı….. sonunda hareketsiz kaldı. Artık boşalmıştı içim. Devlet arkadaşımı öldürmüştü. Adamlar cipe binip gittiler. Abim geldi, Ceviz’in başına çöktük, ağlaya ağlaya onu okşuyorduk. Babam yanımıza geldi “ götürüp gömün bi yere” dedi.

    ***

    Ahırdan bir kürek aldı abim, ben de Ceviz’i kucağıma alıp ormanlık alan gittik. Bir çukur açtık, Ceviz’i gömdük. Başına da bir taş koyduk. Yanımda getirdiğim tebeşirle:
    “Ceviz DEMİRCİ” yazdım. Abim okudu, kafama vurdu hafiften.
    -Lan köpeğe soyadımızı niye yazdın. Sil.
    Sildim, sadece “Ceviz” kaldı. Bir süre baktık ona. Sonra eve doğru yola koyulduk. Mezarın başında geniş bir ceviz ağacı vardı, Ceviz’e rüzgarlı ninniler söylüyordu.
  • "ahir zaman...Bir gün gelecek, vefa kalkacak Kudüs'ten, insan insanın tırpanı olacak"
  • 15 Temmuz darbe girişiminin Bâtıni/İrfanî söylemi benimseyen Fethullah Gülen ve Cemaatine körü körüne bağlanan sivil ve askeri kesimler tarafından tertiplenmiş olduğu üzerinde herhangi bir şüphe kalmamıştır. Fethullah Gülen, vaazlarında ve kitaplarında, Said Nursî’nin fikirlerine dayanmış, ancak bu fikirleri daha da “ileri” götürmüştür. Onun hareketinde kilit kavram mehdiliktir. Said Nursî’nin “şahs-ı manevî” olarak temsili mümkün olan sembolik mehdilik fikri Fethullah Gülen tarafından kendi cemaati için kullanıldı. Böyle bir fikir, onları kendi cemaatlerini Mehdi’nin manevî şahsiyetinin temsilcisi[12] ve “âhir zaman cemaati”[13] olduğu iddiasına götürmüştür. Sünnî kesimlerde mehdilik fikri, özellikle Sünnî tarikatlarda yaygın idi. Mehdilik fikri, Sûfîliğe dair eserler, Risale-i Nurlar ve Kütüb-i Sitte’nin Türkçe’ye çevirisi yoluyla toplumda yaygınlaştı. Fethullah Gülen, mehdilik fikrini, diğer nurcuları ve Sufî kesimleri, kendi etrafına toplamakta ustaca kullandı. Gülen, Risâle-i Nurlar’dan aldığı mehdilik kutb, aktab ve ricâl-i gayb, rüya ve ilham gibi kavramları güncelleştirdi ve bunları sisteminin merkezine yerleştirdi. Fethullah Gülen, ihtilâlcilerle ve siyasî partilerle kurduğu ilişkileri, bu cemaatin menfaatleri için kullandı. Eğitimden bankacılığa her alanda faaliyet gösteren, yurt içi ve yurt dışında iktisadi ve siyasi dengeleri etkileyen bir güce dönüştü. Oluşturdukları cemaat fıkhı ve ahlâkı ile devletin en hassas noktalarına sızmak için hırsızlık, şantaj, yalan ve iftirayı, takiyyeyi meşru gördüler. Ülkenin en zeki çocuklarını elde ederek kendi çıkarları uğruna kullandılar. Kendi içlerinde buyurgan ve tek tipleştirici bir dil kullanırken, başkalarına çoğulcu, diyalog yanlısı ve hoşgörülü görünmeye çalıştılar. Toplumda meşruiyet kazanmak için millî ve manevi değerleri istismar ettiler. Onların en büyük zararı, İslâm’ın dinî, ahlaki ve toplumsal değerlerine; Türk toplumunun kültürel değerlerine oldu. İslâm’ın canı, malı, dinî hürriyetleri, düşünce ve kanaat hürriyetini ve nesilleri koruma şeklindeki beş temel gayesini ihlâl ettiler. İnsanların, “himmet” adı altında mallarını, zühd ve takva kisvesi altında inançlarını ve güvenlerini, mehdiliği kullanarak bireylerin aklını çaldılar; “hizmet” ve “altın nesil” adı altında genç nesilleri ailesine, milliyetine ve devletine düşman hâle getirdiler.
    Sönmez KUTLU
  • şehir aynı anda hem dünyanın en güzel yeri hem de cehennemin ta kendisi.

    şehir kapısına geleni içine hapseden, gözünün içine bakanı taşa çeviren, karşısında duranı bir avuç suda boğan bir ahir zaman miti.
  • Ne kadar zorsun ahir zaman,
    Ne dost belli ne de düşman.