Sözlerimiz, en yalın hallerinde bile aynadır: bizi yansıtır, yakar, iyileştirir. Yine de bazı insanlardan çıkan cümleler vardır ki, aynanın yüzeyini bulanıklaştırır senin rengini, sesini, var oluşunu kabul etmez. Eğer hayatından huzur kaçıranları, seni olduğun gibi görmeyenleri uzaklaştırmak istiyorsan, önce bir alışkanlığı bırakma: savunmaya değil, okumaya başla.
Her çatışma bir iz bırakır. Özellikle “hep sizin haksız çıktığınız” konuşmalar tekrarlayan o tartışmalar en değerlisidir. Onları not defterine yaz; değilse zihninde bir köşeye yerleştir. Her birinin başını, sonunda ne söylediğini, seni nasıl hissettirdiğini, hangi sözcüklerin kırıldığını, hangi gerilimlerin sürekli tekrarlandığını dikkatle çözümle. Çünkü bir ilişkinin niteliği sadece güzel anlarla değil, sorunların nasıl ele alındığıyla da ölçülür.
Okurken dikkat et: karşındakinin tutumu bir kez seni küçümsediğinde affedilir. Ama her defasında aynı kalıbı tekrarlıyorsa senin değerin üzerine inşa edilmiş bir üstünlük oyunu varsa bu artık bir münakaşa değil, sınır ihlalidir. Kendini savunmak, kelimelerle çarpışmak yerine, o konuşmaların desenini görmeyi seç. Haksız çıkmış olman değil mesele; mesele, seni sürekli haksızlaştıran kişinin empati eksikliği ve kabullenmeme ısrarıdır.
Bunu yaptıktan sonra karar basittir: bazı köprüler onarılamaz; bazı kapılar kapanmalı. Gitmek, vazgeçmek değil kendini korumaktır. Kiminle bağını koparman gerektiğini, senin değil konuşmaların gösterecektir. Ve özgürlük, bazen sessizce, nazikçe arkanı dönmektir; ardında bıraktığın sesler daha hafif gelir, yokuş aşağı yürürken nefesin daha derin olur.
Öyle bir kadın 🌻