Sanat Tarihi’ne olan düşkünlüğüm ilkokuldan başlar, günümüze değin sürer gider. Gizli Başyapıt’ı okumak bu hayranlığımın ve daha sık Balzac okumamla birleşince okuyuverdim hemencecik. Balzac, 1845’te yazmış öyküyü. Bu uzun öykü, kusursuzluğun peşinden koşan Frenhofer isimli bir ressamın, kendine hayran olan iki gence (Franz Porbus ve Nicolas Poussin) bahsettikten sonra, üzerinde on yıl çalıştığı başyapıtı deli gibi merak edilir ve olaylar gelişmeye başlar. Özellikle “Poussin” bir karakter şeklinde kitapta vücut olması inanılmaz mutlu etti. Öykü, Karl Marx’ın Engels’a yazdığı bir mektubunda okunmasını tavsiye etmiş. Aynı şekilde Picasso ve Cézanne’ın başucu kitabı olmuş. Bizde de Abidin Dino’nun fazlasıyla yakınlık, alaka gösterdiği eser olmuş. Gizli başyapıt, sanatçılar üretme sorununa ışık tutmuş. “Biçim mi, renk mi?” sorusuna da cevap veriliyor. Rönesans döneminde, Venedikliler renk üzerine yoğunlaşırken, Floransalılar biçime önem vermiştir ve aralarında koyasıya bir rekabet başlamış. Kitap, sanatçıların genel kanısı olan, ürettiği eserden memnuniyetsizlik duyma sancısını, saha iyisini yapabilme potansiyeline dayanan bir eseri tamamlayamama sendromunu ve başkalarının kendi ürettikleri hakkında duyduğu eleştirilerin olumsuz yönlerini kabullenmeme, fütursuzca eleştirmeyi ele almış.
Kitapta, Frenhofer’in tasvir ettiği çizim-resim tekniği “soyut sanat”a işaret ediyor. 1845’te bu “sanat türünün” bilinmemesi, sanat tarihine olan en büyük katkısı olarak gösteriliyormuş. Kitapta; Tiziano, Raffaello, Dürer, Veronese, Giorgione” gibi ünlü ressamlardan da bahsediliyor. Bu sanat bezeli klasik uzun öykü kaçırılmamalı!