Ölen Tüm Duygularıma...
Eee malum bizde adettendir ölünün arkasından helva kavurmak. Aslına bakarsanız kökeni yıllar yıllar öncesine dayanan adetimizin amacı acıyı hafifletmek, dayanışmayı ve muhabbeti arttırmaktır. Ben ise bu helvayı ölen bütün duygularım için kavuruyorum. Rahmetliler aslına bakarsanız çok çok iyiydiler. Ölünün arkasından konuşmak için söylemiyorum ama gerçekten kırmızı mumla arayıp bulunmayacak kadar sade,masum, saf ve temizdiler... Duygular bana ait olduğu için malum arkadaşlarımdan, akrabalarımdan, komşularımdan, ailemden yardım alamıyorum. Kendi duygularımın helvalarını kavurmak da malum gene bana yani canım kendime kaldı... Çünkü neye ne kadar yıkıldığımı göstermemek belki de benim en iyi oyunculuğum. Bu oyunculuk beni oldukça zorlasa da etrafımın içini rahatlatıyor. Benim meseleleri kolayca hallettiğime her şeyin altından rahatlıkla kalkabileceğime inanıyorlar. Galiba ben buna inandırıyorum... Gerçekten gerçekleri bilen ise Rabbim. Seccadeyi açtığım vakit orjinal bir ben olabiliyorum. Çünkü biliyorum ki yargılamayan, hakkıyla dinleyip yardım edebilecek olan Rabbim var. Bu rahatlık ise insana mükemmel bir konfor hayatı oluşturuyor... Bu konu hakkında konuşulacak oldukça çok şey var ama şimdilik olana, olması gerekene, olacak olana sade ve sadece Eyvallah diyorum... Ee malum ölenle de ölünmüyor o vakit yeniden Bismillah denilmeli , yeniden geri kalan ömür için tertemiz başlamalı...
Bakışlar...
Bence Fahim Bey'in yüzünün cazibesi, biraz hüzünlü olmakla beraber vicdanlı, imanlı, tok, rahat ve insanı bıktırmayan, sanki kemallerini bulmuş geniş bakışlı gözlerinden geliyordu. Bunlar belki hariçten ziyade kendi içlerine bakan, her şeyin bol ve kibarlığın tabii olduğu bir devirde yetişmiş ve hâlâ o zaman-lardaki şeylere inanır ve kendi kendine, "Hey gidi günler hey!" der gibi bize güya oradan, karşıki sahilden, o geçmiş zamanın mürüvvetleri içinden sanki biraz merhametle bakan bakışlardı. Ben, hep, Saffet Hanım eğer umduğum gibi bir kadınsa kendisini Fahim Bey'de teshir etmiş olan bu kibar bakışlı gözler olmalıdır, diye düşünürdüm. Fakat bu şüphesiz çocukça bir düşünceydi ve pek muhtemeldir ki aldanıyordum. Zira bir karı koca arasındaki sırlar nasıl tahmin edilebilir ve bu kadar karışık ve karanlık bir mevzuda neye istinaden hangi isabet ümidiyle bir teşhis konulabilir? Karı koca değil, herhangi insanlar arasında muhabbet veya nefretin sebeplerini tahmine, tahlile sanki imkân var mıdır? Fahim Bey ve Biz
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
kardeş
Katılımcı: kardeşinin doğumu ile regrese eden çocukla ne yapmalıyız? Dolto: Şu anda küçük kız kardeşinin doğumunun dramını yaşayan üç yaşında bir çocuk olan Paul ile görüşüyorum. Bu çocuk aniden agresif ve tahammülsüz hale geldi. Kıskançlık yüzünden çok acı çekiyor ve iyi ki de çekiyor, çünkü bu acının meyvelerini toplama sürecinde: bu onun saldırganlığını kontrol etmeyi öğrenmesini sağladı. Bundan pişmanlık duyuyor, çünkü her şeye rağmen küçük kız kardeşini seviyor. Ama onu gerçekten sevemez, çünkü onu sevmek onunla, başka bir deyişle bir bebek olarak kendisiyle ve farklı cinsiyetten bir bebekle özdeşleşmek demektir. Onun için bu bebek, alışılmadık bir şekilde, o ana kadar model aldığı tüm insanlardan farklı olarak, onda geriletici bir etki yaratan bir modeli temsil eder. Bir çocuk anne babasını sevdiğinde, bu onun bir yetişkin olarak imgesidir, ama küçük bir çocuğu sevdiğinde, bu onun daha önceki bir imgesidir. Dolayısıyla, küçüklerin mantığına göre, bu çocuk tehlikelidir ve ona saldırarak kendinizi savunmanız gerekir. Onu itmeli, gözle ve hatta kulakla içinize almamalısınız. Onu dış-kılamalısınız. Terapistin görevi ona bu bebeğin ilginç olmadığını söylemektir. Çocukken babasının bebekleri ilginç bulmadığını ve her şeyden önce kendisinin yetişkin olduğunu söylemektir. Bu aşama, ebeveynlerin çocuğun tutumunu anlamaması nedeniyle aşılamazsa ciddi sorunlara yol açabilir. Çocuk daha sonra normalde hayatta olduğu için suçlandığını hisseder. whatsapp.com/channel/0029VbB...
"çeşmenin önü kalabalık,, Ve insanlar Suyunu doldurana kadar samimi.....
Alıntı
kim bıraktı uçurumu bu kadar yanıma?
Huzurlu Aile Hayırlı Evlat
Sevgili arkadaşlar, umarım herkes iyidir. Akgül Yayınevi olarak sizlere çok kıymetli bir eserle geldik. Keyifli okumalar diliyorum. Aile, insanlığın en kadim ve en kutsî sığınağıdır. Sevginin ocakta kıvılcımlandığı, saygının sofrada piştiği, umudun çocukların gözlerinde parıldadığı bu kutsal mekânda; birlikte ağlanır, birlikte gülünür, birlikte büyünür. Peki, bu sığınağı sağlam tutmanın, huzurlu bir yuva kurmanın ve hayırlı bir nesil yetiştirmenin sırları nelerdir? Altmış yıllık hayat tecrübesini, yarım asırlık ilmini ve milletine duyduğu derin sevgiyi bu eserde harmanlayan Ali Kılınç; eşlerin birbirini nasıl tamamlayacağını, tartışmaların nasıl sevgiye dönüştürüleceğini, çocukların ruhunu nasıl besleyip geleceğe hazırlayacağımızı sıcak bir dille ve somut örneklerle anlatıyor. Yapboz hikâyesindeki gibi: İnsanı düzeltirsek dünya da kendiliğinden düzelir ama insanı düzeltmek için önce aileyi inşa etmek şarttır. Sevgi, saygı, sabır, sadakat ve sorumluluk... Beş “S” kuralıyla ayakta duran bir ailenin kapısına başarı ve zenginlik de kendi kendine gelir. Eşlerin birbirine emaneti, çocukların anne babaya emaneti ve nesillerin geleceğe emaneti olan değerleri bir arada ele alan kitap; boşanmaların arttığı, aile bağlarının zayıfladığı ve doğurganlık oranlarının Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine gerilediği günümüzde her zamankinden daha fazla anlam taşıyor. Çocuk yetiştirmenin bir sanat olduğunu, doğum öncesinden başlayan bu sanatın; sevgiyle, sabırla, örnekle ve zaman vermekle mükemmelleştiğini öğreniyoruz. Çocuklarımız ne kadar kıymetlidir? Cevabı Arif Nihat Asya zaten vermiş: Böyle çıtır çıtır çıtırdamazdı ocaklar sen olmasan, Mırıl mırıl ninni bilmezdi dudaklar sen olmasan, Neye yarardı oyuncaklar sen olmasan, Ve soğurdu yavrum kucaklar sen
Edebiyat