“Kader • Aile • Yarım Kalmışlık”
Firuzan. Çok derinden. Çok hüzünlü ve acıyı hissedebildiğiniz satırlarda hem talihinizi düşünüp hem de seçimlerinizi sorguladığınız harika yapıt. Yazarın yüreği kadar kalemi de öyle keyifli ki kitabı bırakmak istemedim. Acılarla yoğrulmuş birbirini etkileyen üç neslin dramında toplumu, kadınların toplum üzerindeki rolünü, kader döngüsünü ve annelik duygusu gibi konuların ele alınışını basit ama derin bir dille okuyoruz. Yazarımızın yüreğine ve kalemine sağlık.
Bazen yaşadığımız acıların, korkuların ve tekrar eden kaderlerin kökeni bize değil, bizden öncekilere ait olabiliyor; Gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa atalarımızın yaralarını mı taşıyoruz?
Fal, gelecek öngörüleri ve kader döngüsü de hikâyenin önemli damarlarından biri. Ancak yazar bunları sadece mistik unsurlar olarak değil, insanın bilinmezlik karşısındaki çaresizliği üzerinden ele alıyor. İnsan bazen geleceği öğrenmek ister; ama gerçekten hazır mıdır?
Karakterler ise olağanüstü detaylı işlenmiş. Fakat dürüst olmak gerekirse, bu kadar çok karakter ve geçmiş hikâyesi zaman zaman kafa karışıklığı da yaratabiliyor. Özellikle bazı bölümlerin bir tık uzun tutulduğunu düşündüm. Tamam kabul, buna benim eksik b12’imin de çok etkisi oldu.
Kitabın beni hem çok etkileyen hem de güldüren bölümü ise “Araf”. İnsan neden Araf’ta kalır? Yarım kalan bir sevgi yüzünden mi? Affedemediği biri yüzünden mi? Yoksa kendini affedemediği için mi? Roman, ölümden çok geride bıraktıklarımızın ağırlığını sorgulatıyor. Bu ağırlığın altında boğuşurken de sürpriz diyaloglarla kendinizi bir anda kahkaha atarken buluyorsunuz ve dengede kalmak kolaylaşıyor.
Bıraktığı duygunun ağırlığı ve düşündürdükleri uzun süre benimle kalacak bir roman.