(...) İBDA’ya göre insan, sadece “yaşayan bir organizma” değil, kendisine verilmiş bir hakikati zaman içinde gerçekleştirmek zorunda olan ruhî-ahlâkî varlıktır. İnsanın özü, gerçekleşmiş hâliyle hazır bir nesne gibi önünde durmaz; “imkân” hâlindedir, sır hâlindedir, kader hâlindedir.Bu noktada “varoluş özden önce gelir” gibi varoluşçu bir cümleyle İBDA arasında benzerlik var gibi görünür; fakat İBDA’da insan keyfiyeti, gerçekleşmeden önce imkân hâlinde vardır. Mirzabeyoğlu, insan keyfiyetinin oluşta gerçekleşmelerle ortaya çıkan bir imkân ifade ettiğini, çünkü her şeyin gerçekleşmeden önce mümkün olma özelliğiyle bulunduğunu belirtir.Yâni insan kendi özünü yoktan kurmaz; kendinde sır olarak bulunan imkânı, hürriyet ve mesuliyet içinde gerçekleştirir. Kısaca, şuurlu varlık olarak seçim yapma zorunluluğu içinde geleceğe dönük tasarılarla beliren insan varoluşu, her fertte gerçekleşmeden önce imkân halinde mevcut olan kendi özünü bilme ve gerçekleştirme çabası olarak özetlenir.
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-