9/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2026 195. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 15:42
Ben polisiye okumayı seviyorum. Polisiyelerde ipuçları ndan katili bulmaya çalışmak en büyük eglencelerimden .Peki ya bu cinayet Osmanlı döneminde işlenmişse. Fiziki ipucu az oluyor tabi. Dijital ayakizleri yok, teknoloji yok . 16.Yüzyıla gidiyoruz .Hazar bir nalbant.Annesiyle yaşıyor. Gönlünü de Huma ya kaptırmış. Dönem Sultan Selim Han dönemi. Eli kılıç tutacak adamlar aranıyor. Huma yı babası alıp baska yere göçüyorlar .Hazar da onu da unutmak ıçin orduya katılıyor. Cengaverligi sayesinde yükseliyor ve Dalkılıç Hazar oluyor .Selim Hanın öncü süvarilerinin başı . Çaldıran ,Mercidabık,Ridaniye..Sonunda Mısır fetholunuyor .Şah İsmail yenilgiye uğruyor. Selim Han ordularıyla Karahisar Kalesine gelmeden önce Hazar ve yaveri Mustafa kaleye gidiyor. Kaleye tırmanırken bir kadın çığlığı duyuyorlar .Sarı saçlı, yabancı kadının sırtına atılan dokuz ok ile öldürüldüğü görülüyor. Peki bu cinayeti kim işledi ? Kalede dokuz kisi yaşıyor .Gök Han,terzi ,aktar ,Özüm Hanım,Kadi ve Mercan Nine ,Kütüphanece ve iki muhafız .. O zaman katil kim ve o kadın neden öldürüldü? Harika bir Osmanlı polisiyesi.Keşke daha uzun olsaydı. Tarıh bilgisini dd yeterince araştırarak sıkmadan vermiş yazar ..Ben cok beğendim bu kitabı .. Kitapla kalın dostlar... Demirden Bir Deniz Yasin Kocabaş
Demirden Bir DenizYasin Kocabaş · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20268 okunma
Puan vermedi·254 syf.·
2026 436. kitabı
Manastır kentinde bulunan Osmanlı kadı sicillerinin ortaya çıkarılması anlatılır. Bu siciller, sadece Osmanlı'nın değil, bölgede yaşayan tüm Balkan halklarının ortak geçmişini ve kimliğini oluşturan belgeler olarak kabul edilir ."Baba" Karakteri: Romanın kahramanı (Türkiye'nin ilk başbakanlarından Fethi Okyar'ın kuzeni olan "Baba"), bu sicilleri korumak ve incelemekle görevlendirilir. Baba, geçmişi bilmeden geleceğin inşa edilemeyeceği felsefesiyle bu belgelerin önemini vurgular.. Ortak Kültür: Eser, Balkanlar'daki farklı etnik ve dini grupların Osmanlı döneminde nasıl bir arada barış içinde yaşadığını, kültürel zenginlikleri ve yüzyılların tarihsel bağlarını siciller üzerinden gözler önüne serer. (Siciller), merkezinde 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan Osmanlı mahkeme sicillerinin yer aldığı tarihsel ve otobiyografik bir roman okuduk Luan Starova'nin kalemınden okuduk Kül Kalesi
Edebiyat - Roman - Tarih
Kül KalesiLuan Starova · Yapı Kredi Yayınları · 200816 okunma
Reklam
Puan vermedi·464 syf.··
2026 30. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:41
‘’çünkü nasıl olursa olsun sevgi, zamanla yorulur, kendinden bir şeyler kaybeder; hele sevmek isteği yoksa tamamen söner” çok hoşuma giden cümlesi ile… Mevlevi tekkesinin şeyhi olan Ahmed Nureddin’in iç dünyasını ve trajedisini konu alır. Ahmed Nureddin, dış dünyadan ve onun pisliğinden kaçıp tekkede huzur bulmuş, inancıyla kendine korunaklı bir kale inşa etmiş saygın bir derviştir. Ancak bu huzur, erkek kardeşi Harun’un haksız yere tutuklanıp idam edilmesiyle paramparça olur. Kardeşini kurtarmak için adalet arayışına giren derviş; devlet mekanizmasının soğukluğu, yolsuzluğu ve acımasızlığıyla yüzleşir. Kardeşinin ölümü sonrası içindeki intikam ateşi onu tekkeden çıkarıp güç ve iktidar mücadelesinin tam ortasına fırlatır. Roman, totaliter sistemlerin ve bürokrasinin bireyi nasıl ezdiğini mükemmel bir şekilde işliyor.Ahmed Nureddin, adalet ararken devletin adaletsizliğiyle; din adına hareket ederken dinin nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğüyle yüzleşir. En trajik olanı ise, dervişin daha sonra iktidarı ele geçirdiğinde, eleştirdiği o acımasız çarkın bir parçası (kadı) haline gelmesidir. Ahmed Nureddin, roman boyunca sürekli kendisiyle ve Tanrı’yla hesaplaşıyor.Kardeşinin ölümü, onun sarsılmaz sandığı inanç dünyasında devasa bir gedik açar. Roman bu yönüyle Dostoyevski romanlarını veya Albert Camus'nun varoluşçu felsefesini andırıyor..İnsanın mutlak yalnızlığı, hayatın anlamı ve ölümün kaçınılmazlığı dervişin iç sesinde yankılanıyor. "İnsan her zaman kaybeder, kaybetmek için yaşar."
Derviş ve ÖlümMeşa Selimoviç · Timaş Yayınları · 20242,194 okunma
10/10
·256 syf.·
2026 38. kitabı
Nefis diyor ki... İnsan nefsi içinde konusan sestir. Eğer güzel bir şey yapacakken içinden bir ses konuşmaya başlıyorsa bil ki nefsin sana bela olmuş. Kitap farklı iki zamanda geçiyor. İstanbul da babasını yeni kaybetmiş kahramanımız gezerken rastgele girdiği kitapçıdan öylesine bir kitap alıyor. Onu en çok etkileyecek kitap olduğunu bilmeden. Kitapta Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri'nin hayatı anlatılmış. Akıcı bir sekilde yıllar süresince iki zaman arasinda gidip geliyoruz. Kadı Mahmut Efendi tam mesleğinin zirvesinde iken,bir gece gördüğü rüya ile kendisini bir bilinmezin içinde bulur. Öğrencilik yıllarındaki ihlasin kendisinden gittiğini düşünür. Ve yolu Üftade Hazretlerinin dergâhına düşer. Burada nefsini eğitmek için önce ciğer satar, daha sonra abdesthaneleri yıkar. Aradan geçen zamanda da hocasının dizinin dibinden ayrılmaz. Ancak zamanla artık kendi dergahini kurmasını gerekir. Ve hocasının yönlendirmesi ile İstanbul'a gelir. Tüm bu süreçlerde sürekli nefis muhasebesi yapar. Nefsini öldürmenin yollarını arar. Kitapta bu bölümleri nefsin ağzından dinliyoruz. Onu yoldan çıkarmak için her şeyi yapmasına rağmen yıllar geçtikçe nefsi kendisine tabi olur. Diğer taraftan şimdiki zamanda yaşayan kahramanımız ise kitabı akıl almaz bir şekilde çok anlamlı bulur ve hayatında yaşadığı tevafuklarla beraber yeni bir sayfa açar. Kitabını dili son derece akıcı ve güzeldi. Uzun zamandır okuduğum en güzel kitap diyebilirim. Sonunda ise Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri ruhunu teslim ederken nefsi de ona teslim olmuştur. Kitabın son sayfalarında nefsin kendini anlattığı bölüm çok etkileyiciydi. Ne olursa olsun kıyamet gününe kadar vazgeçmeyeceğini insanın kendisine yenilmesi için her şeyi yapacağını açıkça söylüyor. Rabbim nefsini dizgine çekenlerden eylesin. Amin Alıntılar : Bu dünya
Ene 'Sus Ey Nefsim'Fatih Duman · Nesil Yayınları · 20228,6bin okunma
Osmanlı’da Korkunun Gölgesi
8/10
·176 syf.··
2026 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 21:01
Kitap toplamda 12 arşiv belgesi (kadı sicili) üzerinden 3 bölüme ayrılmış. Burada kısaca halk zümresinin korkularını mahkeme kayıtlarına yansıtması ele alınmış. Gerek mahalle baskısından gerekse yönetici elitten kaynaklanan korkular karşısında halkın almış olduğu yöntemler arşiv belgelerine yansımış. Burada insanların iftira, gambazcılık veya gelecekte başına olumsuz bir durum gelmemesi açısından konuları adli mercilere taşıması örnekleri incelenmiş.
1000Kitap
Osmanlı'da Korkunun GölgesiNurcan Abacı · Fol Kitap · 20252 okunma
BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
Reklam
Reklam