B. Anıl Çelik

BÜYÜK KONSTANTİN’İN ÖLÜMÜ VE VERASET SAVAŞLARI
Büyük Konstantin 324 yılında Licinius’u mağlup ederek Roma İmparatorluğu’nun tek hükümdarı oldu ( #282903773 ) ve böylece Tetrarşi sisteminin fiilen sona ermesini kesinleştirdi. ( #282588152 ) İmparatorluğu döneminde birçok reform gerçekleştiren Konstantin, özellikle Konstantinopolis’i (İstanbul) kurması ve İznik Konsili ile tanınır. Roma’nın tek hükümdarı olarak yaklaşık 13 yıl hüküm süren Konstantin 337 yılında öldü. Onun ölümünün ardından imparatorluk üç oğlu arasında paylaşıldı. Konstantin’in ölümünden sonra kardeşler arasında iktidar mücadelesi başladı. Galya’yı yöneten 2. Konstantin, İtalya’yı yöneten kardeşi Constans’a saldırdı; ancak 340 yılında gerçekleşen bir savaşta hayatını kaybetti. Bunun üzerine Constans Batı Roma’nın tamamını kontrolü altına aldı. Constans, doğudaki kardeşi 2. Konstantius ile bir süre iyi ilişkiler sürdürdü. Ancak 350 yılında bir darbe sonucu öldürüldü. Bunun üzerine Konstantius, kardeşinin intikamını almak amacıyla Batı’ya doğru ilerledi ve 351 yılında gerçekleşen bir savaşta rakiplerini mağlup ederek Roma İmparatorluğu’nun tek hükümdarı oldu. Böylece Büyük Konstantin’in kurduğu düzeni ve mirası artık oğlu Konstantius devam ettirecekti. Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi - Cilt 2 Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi - Cilt 1
Tarih
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
OSMANLI DEVLETİ’NİN MORATORYUM İLAN ETMESİ
Osmanlı Devleti 1854 yılında Rus Çarlığı ile yapılan Kırım Savaşı’nda tarihinde ilk defa bir başka devletten dış borç almıştı. Sultan I. Abdülmecid’in saltanatının ilerleyen yılları ile I. Abdülaziz döneminde alınan borçların hem miktarı hem de faiz yükü daha da arttı. Osmanlı Devleti her ne kadar aldığı dış borçlarla yatırım yapmak düşüncesinde olsa da alınan bu paralar, son yıllarda sayısı hızla artan memurların maaş ödemesinde, donanmanın güçlendirilmesinde ve saray yapımında kullanıldı. Sultan Abdülaziz’in saltanatının son yıllarında Osmanlı Devleti aldığı borçların ana paralarını bırakın faizini dahi ödeme zorluğu çekecek hale gelmişti. Çünkü alınan borçların faiz yükü çok ağır ve İmparatorluğun gelir kalemleri çok azdı. Tarih yaprakları 1875 yılını gösterdiğinde Osmanlı Devleti aldığı dış borçların yarısını ödemeyeceğini duyurarak moratoryum ilan etti. Bu ilan Avrupa’da çok hızlı ve sert bir tepkiyle karşılandı. Çünkü Osmanlı Devlet tahvilleri Avrupa’da çok yaygın bir şekilde tedavül ediyordu. Osmanlı Devleti’nin moratoryum ilan etmesi bu tahvillerin değerinin değerini oldukça düşürdü ve Londra ile Paris borsasında ciddi krizler ortaya çıktı. Bu da Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine hatta maliyesine bile müdahale etmesine sebep oldu. Sonuç olarak, Osmanlı Devleti’nin dış borçlanma politikası kısa vadede savaş ve devlet giderlerini karşılamış olsa da uzun vadede mali bağımlılığı artırdı. 1875 moratoryumu, yalnızca ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda imparatorluğun Avrupa karşısındaki diplomatik ve mali zayıflığını da gözler önüne serdi. Bu olay, Osmanlı’nın mali egemenliğinin sınırlandığı ve Avrupalı alacaklıların ekonomik müdahalelerinin kalıcı hale geldiği bir dönemin başlangıcı oldu.
Tarih
Benim için 2025’in özeti buydu. Hepsi de çok özel kitaplardı. İyi ki de okumuşum. 2026’da Roma tarihi dışında tarih kitabı okumayı düşünmüyorum. Bu yıl felsefe ve psikolojiye ağırlık vereceğim. Herkese iyi bir okuma yılı diliyorum:)
1000Kitap
STOA FELSEFESİNİN DOĞUŞU
MÖ 334 yılında doğan Kıbrıslı Zenon (ki kendisi Stoa felsefesinin kurucusudur), zengin bir tüccarın oğluydu. Zenon çok zengin olmasına rağmen çok sade bir yaşam tarzı benimsemişti. Tabi bunda felsefeye olan ilgisinin payı büyüktü. Küçüklüğünden beri Antik Yunan felsefesiyle ilgilenen Zenon’un en büyük hayali de bir gün felsefeci olmaktı. Bir gün Antik Yunanistan’ın ünlü ticaret şehirlerinden biri olan Pire’ye yaptığı bir yolculuk esnasında gemisi fırtınaya yakalandı ve mucize eseri olarak hayatta kalmayı başardı. Zaten küçüklüğünden beri felsefeye ilgisi olan Zenon, bu felaketi fırsat bilerek Atina’ya gitti. Burada bir kahinle tanıştı. Kahinin kendisine verdiği “ölülerin ten rengine bürünmesi” tavsiyesini alan Zenon, bu tavsiyeden felsefeyle daha fazla ilgilenmesi gerektiği sonucunu çıkararak günlerce Atina sokaklarındaki kitapçılarda gezdi. Zenon’un gezdiği kitapçılarda onu en çok etkileyen kişi Sokrates oldu. Zenon bir gün merakına dayanamayarak kitapçıya Sokrates gibi kişileri nerede bulabileceğini sordu. Kitapçı da köşede dilencilik yapan bir adamı göstererek “Şu adamı takip et, o sana her şeyi anlatacaktır.” dedi. Köşede dilencilik yapan o adam ileride Zenon’un hocası olacak olan Thebaili Krates’ti. Thebaili Krates, bir kinik felsefeciydi. Kinikler dünyevi zevklerin (mal, mülk, zenginlik, güç) hepsini ve sosyal normları reddeden felsefecilerdi. Genelde çöplerdeki yemekleri yerler, küçük fıçıların içinde yaşarlar ve kişisel hijyenlerine hiç dikkat etmezlerdi. Zenon her ne kadar ilk başlarda felsefeye karşı çok ilgili olsa da Kinik felsefeye hiçbir zaman ayak uyduramadı. Çünkü Kinikler utanmaz adamlardı, tuvaletlerini bile sokağın ortasına yaparlardı, Zenon, Kinik felsefe için fazla utangaç birisiydi. Bu yüzden Kinikçilerin yanından ayrılarak kendi felsefi
Felsefe
Dostoyevski
“Sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sefil bir hayat yaşamak zorunda olsam da o hayat, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.”