Çok uzun yaşamak zorundayım. İnsan denen varlığın evrenden bütünüyle silineceği güne dek. İstiyorum ki insanlığın geriye kalan son sesi ben olaym. Tek dileğim yalnızca budur benim.
'Tanrı çok meşgul olduğu için anneleri yarattı,' derler. Bu cümleyi duyduğumda rahatsız olurdum. İstemeden de olsa annemi suçlamak gelirdi içimden. Ama sonuçta anne bile olsa bir Tanrı gibi çocuğunu hep koruyamaz ki... Bu, imkânsız bir şey. Beni inciten insanları düşünerek enerjimi harcamak istemiyorum. Ve beni koruyamadığı için annemi suçlamak da istemiyorum.
Unutmayı en çok istediğim anıları beni görmesini hiç istemediğim halimle anlatmak ve güvenle onun kollarına sığınmak, kendi ellerimle ördügüm sağlam duvarın yıkılışını izlemek gibiydi. İnsanın ölmeden önce hayatındaki anları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden hızla geçtiğini duymuştum. Benim film şeridimde, çocuk gibi birine sarılıp ağladığım anlar pasparlak görünürdü muhtemelen. Hep başkalarından teselli bekleyen ben, bir gün acaba kırılgan bir ruhu kucaklayacak sıcak bir sığınak olabilecek miydim?
Her insan küçükken birine sarılıp ağlamıştır mutlaka. Ama yetişkin olduğumuzda artık böyle şeyler yapmayız. Ben babama sarılıp hiç böyle ağlamadım. Bir kere bile. Birine sarılıp teselli bulduğumuz anlar hayatta kaç kez yaşanır ki?