Sonra gözleri daha ileriye gitti, karşısındaki pencere hücresinde oturan kadınla erkeğe, salona ilk girdiği zaman gördüğü çiftlerden birincisine baktı. Bu, ufak tefek, zarif, her istediği zaman dudaklarının ıslaklığına ve gözlerinin parıltısına biraz daha mana koymasını bilen kadınlardandı. Esmer ve çok tatlı bir teni vardı. İki dirseğini masaya dayamış, birçok şeyler söylemek isteyen bakışlarıyla karşısındaki erkeği dinliyordu.
Boynunu zaman zaman şişiren nefesinde, omuzlarının teslimiyetinde, bütün varlığının karşısındakine ait olduğunu gösteren bir hâl vardı. Kendi kendine:
– İşte, dedi, şu karşımda oturan erkek muhakkak ki tanıdığım insanların en mesududur. Bu kadın sadece iradesiyle veya bir anın ilcasıyla değil bütün uzviyeti ve hayatıyla onun... Başı, dudakları, omuzları, göğsü, velhasıl bütün vücudu onu dinliyor ve muhakkak ki, bacaklarında bile, dokunacak olursam, aynı dikkati ve mesut teslimiyeti bulurum.