–Yüreğim parçalanıyor, senin yüzüne baktıkça; dedi. Hele geçen gün, Baltalimanı’ndan öyle bir halde döndün ki, ben bu uzun ömrüm boyunca bütün çektiklerimi unuttum. Yalnız senin nam ve hesabına isyan ettim ve içimden: “Güzel Tanrım,” diye söylendim, “senin hikmetine artık aklım ermez oldu. Münire kuluna reva gördüğün bunca cefa nedir? Nedendir? Onu özene bezene yarattın. Ona meleklerin yüzünü, huyunu verdin. Sonra tuttun, gönül azaplarının en umulmazını yükledin. Hani, Hak yolu aşk yoluydu? Hani, onun nârı senin nurun demekti? Münire kulunun aşkını neden öyleyse bir cehennem ateşine çevirdin? Neden herkesin gülüp oynadığı çağdan beri onu bu ateş içinde yakıp kavurursun? Neydi günahı sana karşı oncağızın? A güzel Tanrım!” İşte o günden beri Allah’la hep böyle söylenip çekişiyorum. Yeter artık! Buna Eyyûb sabrı az gelir. Madem ki, o sana elini uzatıyor, sen kendin sıyrılmaya bak bu berzahtan…*