Oyun tahtasında iki şah birbirine bakıyordu. İkisinin de orduları vardı, ikisinin de kaybedecek şeyleri… Fil mantıklıydı. At sabırlıydı. Kale dimdik ayaktaydı. Her şey olması gerektiği gibiydi ya da öyle görünüyordu. Lakin tahtadaki en güçlü taş yıllar önce kaybolmuştu. Ve bazen bütün bir oyun, şahı korumak için değil, kaybolan veziri bulmak için oynanırdı. Westminster hikayemden alıntıdır, telif hakları saklıdır!
1000Kitap
Bir şey diyeceğim keşfette sürekli melankolik ağırlıklı iletiler var ve bana göre sadece bir ya da iki tanesi falan komik gelmiştir şimdiye kadar...(Neyse komik bir anı anlatayım da gülelim biraz djjdjs) Biz küçükken abilerimle babamla falan evin bahçesinde top oynardık bahçe kapısı kale oluyordu tek kale maç yapardık benim abimin de gözleri o zaman yavaş yavaş bozuluyordu top abimdeydi abim topu sürdü topu ben aldım (tabi abim her şeyden bihaber dksmfms) golü attım şansa top kapıya yavaş değdi ve abim duymadı arkamı bir döndüm abim top büyüklüğünde bir kütüğe ayağıyla vuruyor bu top ne zaman bu kadar ağırlaştı diye haykırıyor dksmcmksmcms o zaman çok gülmüştüm ve ne zaman aklıma gelse gülerim 😄😄😄....
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Akıncı il gazi bey çeşitli yolsuzluklarda bulunanlar, tapınak soyan, insan tüccarlığı yapan, duvar delen, soygunculuk, hırsızlık edenler, işledikleri suçlara göre ad alırlar. Soner A. Soner A. ­İl Gazi Bey Akıncı Beyiydi Pek çok kale ehline emanet edilmişti Seslendi yeniçeri ağasına Dursun çavuş bilir ne gelir başına Yolsuzluklar yapanın mescitler soyanın Dursun çavuş dediki elbet bilirim ağam Soygunculuk edenler cana kıyan İnsan soysuzdur çulsuzdur ruhsuzdur Onun korkusu yoktur Cenabı Haktan Hiç bir insana haksızlık yapılmaz Onlar işledikleri suçlara göre yargılanır Her insan kendi mükâfatını cezasını alır Bilal emmi hırsızlık yapmış ah almıştı Osmanlıda ah almanın cezası yanmaktı İnsan tutacaktı bir mekânı ıslah edecekti Tarihin tanıkları idi kaleler Günde yüz kere yüzler sürmeli Dua etmeliydi O sultanı görmek için Getirin dedi İl Gazi Bey Suçlu Bilal Emmi çıkarıldı huzuru divana İl Gazi Bey sordu Çamlıhemşinde Akıyordu fırtına deresi sessizce Kaleler surlar şahitti yaptıklarıma
Din
"Gel, her şey herkese anlatılamıyor." Ahmet Güntan Bilimsel olarak günlük kaç adet kelime kullandığımızın rakamlarla belirlenen bir ortalaması olmasına rağmen, neredeyse hiç kapağını aç(a)madığımız sayfaları sustuklarımızla dolu bir defterimiz var değil mi içimizde. Şükür ki evvel ahir dost kale'm var. O'ndan gayrı yar mı var. Kale'mden başka sırdaş... "İnsan can sıkıntısıdır" gibi bi ifade kalmış aklımda nerede okudum hatırlamıyorum. Bense "insan bi iç çekiştir" diyorum. İç'e/ ruh'a çekiliş belki. Hakiki kimliğini her yutkunduğunda içindeki deftere satır satır inşâ ettiği bi iç çekiş. Öyle işte... Hfz.ش🌾
Duygu ve Düşünce
Yabancıyız artık
Odada kalan son tınıydı sesin, Duvarlar bile alışmıştı gölgene. Ama bu sabah, o en korktuğum şey oldu; Uyanıp da yüzümü gömdüğümde yastığa, Kokun silinmişti tenimden. ​Bir şehri terk etmek gibiydi bu, Valizini toplamadan, apar topar... Tenim, senin kokunla örülü bir zırhtı sanki, Şimdi çıplağım rüzgara karşı, Şimdi büsbütün savunmasız, ihtiyar. ​Ne garip, zaman her şeyi yıkıyor; Önce gülüşün soldu zihnimin kuytularında, Sonra gözlerinin rengi bulandı. En son tenim direniyordu sana dair, O da bu sabah pes etti, yabancılaştı. ​Artık tenimde kokun yok, Yalnızca yokluğunun o keskin, ayaz kokusu var. Senden geriye kalan son kale de düştü, Gözün aydın sevgili, Biz artık tamamen yabancıyız.
Şiir
Tanpınar için Ankara, salt bir başkent değil, kalbe benzeyen bir kaledir. "Ankara, bir kale etrafında kurulmuş, kerpiç ve ahşap evlerin birbirinin üzerine yığıldığı, dar sokakların tırmandığı bir şehirdir. O, Anadolu’nun ruhu gibi katı, sabırlı ve gururludur."
1000Kitap