Ümmühan Yıldız

Ümmühan Yıldız
@kale_i_bala
edebiyatdefteri.com/uye/ummuhanyildiz Sedir ağaçları b’aşka âşık Deniz fenerinin gözleri neden ağlar Rüzgâra yükleyin ilkbahar lemasînı Beyaz sardunyaların Sinesine yazılır şiirlerim...
İnsan insanın sesini duymalı, yoksa dünya sevimsizleşir...
İnsanlar konuşuyor, okuyor, yorumluyor, paylaşıyor. Her yer alıntı cümlelerle dolu. Her şey söylenmiş gibi ama sanki hâlâ söylenmek istiyor. Kelime kalabalığı içinde kendi sesimi bazen duyamıyorum. Etrafım da aynı yoğunlukta; uzaklaşmak istiyorum. Söz çoğaldıkça tebessümün anlamı azalıyor gibi geliyor. Kuşlar ağaçlarda duruyor ama sanki uçmayı unutmuş gibi. Bu yüzden sosyal medyadan uzaklaşıyorum. Çünkü bazı şeyleri fotoğraflarda ya da alıntılarda değil, anın içinde yaşamak istiyorum. Belki de mesele çok okumak değil; gecenin sessizliğini dinleyebilmek. Kaçkarlarda demli çay eşliğinde kayan yıldızı izlerken, hiçbir şey söylemeyen şeylerin içinde anlam bulabilmek. Kitaplardan çok, insanlarla, doğayla, rüzgârla, müzikle konuşmak istiyorum. Bir ağacın hüznünü ve yeşermesini görmek, bir dalganın geri çekilişini ve yeniden coşmasını izlemek… Bunlar bazen bütün kitaplardan daha gerçek. Dünya farklı fikirlerle dolu. Ama eksik olan şey şu: hissedilmeden çoğaltılan anlamlar. Benim aradığım şey bilgiyi okuyarak değil, yaşayarak öğrenmek. Ses değil. His. Sevgi burada başlıyor belki. Söylenenlerde değil, söylenmeden anlaşılabilenlerde. Ve belki de asıl mesele şudur: çok okumak değil, temas edebilmek. Başkalarının duygularını konuşmak yerine, kendi duygularımızla ve sevgimizle kalabilmek. İnsan en çok, kendine döndüğü yerde gerçeğe yaklaşır. Ümmühan Yıldız
Duygu ve Düşünce
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
geceye yazılan yankı
ay ışığı kök salar unutulan isimlere gece ağır sır iner camlara eski kitabın içinde uyuyan ince izler başka zamanların sesini taşır uzak sılalara tozlu sayfalar açılır sessiz rüzgârla soluk harfler konuşur kimsenin duymadığı dille yaprak eğilir kırık hatıraya renk kalır gecenin kıyısında gölgeler dolaşır terk edilmiş bahçelerde saatler yosun tutar suskun eşiklerde tanımadığı eller bırakır izleri kalpler saklanır korların sessizliğinde gece derinleşir dünya uzaklaşırken ışık ince ince işlenir köklere yarım kalmış sesler uyanır uykudan kayıp yıldızların adını fısıldar birbirlerine ben dinlerim duvarlardan çekilen sesin ardında sayfa kendi kendine kapanır isimler geçer sayfaların arasından zamanın hafızasında silinmiş yüzler iki gölge düşer kitabın içine biri susar biri bekler sonra hiçbir şey konuşmaz
Ümmühan Yıldız
neşe senfonileri
her insan kendine ait bir sabahla yürür yüreğinde ferahlık taşıyanlar için hayat gece boyunca yağan yağmurun ardından ışıldayan kaldırım taşlarında onlar kimsenin fark etmediği şeylerde güzellik bulurlar çatlamış arnavut kaldırımlarında inatla tutunan sarmaşıkta eve dönen bir kedide fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunda sevinç yüksek sesle söylenen şarkı değildir pencereye konan serçenin bakışıdır şiirleri de başkadır yaraların içinden geçen rüzgârı anlatır ve her dize unutulmuş bir kütüphaneye gün ışığı taşır hayatı omuzlarında taşırlar ama küsmeden yürürler bir kuş sesinde
Ümmühan Yıldız
Değsin
vakti gelince arkana bakmadan bırakıp gideceğin dünya burası bir yolun üstünde aynı yere çıkan ayak izleri insan neyi taşır kendine hangi yükü bırakmaz avucundan kimselere kalmayacak bir memleket için neden bu kadar ağır yürür insan bir rüzgâr geçer tozu yerinden oynatır bıraktığın izlerin her şey geride kalacaksa eğer neden bu kadar iz bırakır adımlar aynı sona çıkan yollar arasında insan neyi ispat eder kendine neye yetişir bu telaş hangi boşluğu doldurur bir gün yol bile silinirse geriye ne kalır ve sonunda her şeyin sustuğu yerde
Ümmühan Yıldız
Meyil
kalabalıklar çekildiğinde hayatın içinden sesler sustuğunda duvarlar bile geri çekildiğinde ve insan kendi içine bile yabancı kaldığında o zaman anlaşılır meylin nereye düştüğü iştiyakın hangi boşlukta hâlâ yanıp sönmeye devam ettiği ve niyetin hangi enkazın altında bile yönünü kaybetmediği çünkü yıkılmaz sandığın kaleler bir rüzgârın bile sabrına yenilir bir bakışın bir suskunluğun bir gecenin ağırlığına bile dayanamaz her şey gider adı kalan şeyler bile eksilir ama insan en çok da kaybettiklerinin ortasında
Ümmühan Yıldız